|
ÇİMDİK
Silâhşörlerin
Dansı
Çimdik
ne kadar övünse hakkı.
Çimdiği
tam bam teline basmış.
Bilen,
bilmeyene geçen haftanın nazik butunu anımsatsın.
Hani
yer ve yen darlığına karşın, en bir kahraman tetikçilerle, en
bir büyük medya
patronlarının encâmını çimdiklemiştik ya !..
İşte
ona, yanıt geldi.
Anlaşılan
bu yanıtta, Devlet Bahçeli'nin payı büyük.
Hatta,
asıl tetikleyeni odur.
Hem
hakkını teslim... Hem de koskocaman teşekkür ederiz.
Bizim
için aslolan, özel çıkara kullanılan kamu hizmetinin... Bu
ister basın yayın olsun... İster adalet ya da siyaset, eninde
sonunda nasıl dönüp kullananı vuracağını kanıtlamaktı.
Sağolsun
büyük patronlarla tetikçileri !..
Hem
o savımızı... Hem akıllı düşmanın akılsız dosttan iyi olduğunu...
Hem yeteneksiz muhterisin kapitalizmin en vahşisini bile kuralına
uygun oynayamayacağını. Hem eşkıyanın dünyaya hükümrân
olamayacağını... Hem cici mamayla başkalarına saldırtılan
itin, daha iyisiyle saldırtana saldırabileceğini.. Hem de küçük
dağları yaratırken, düşülecek çukurları kuşkuya yer bırakmayacak
kadar açık kanıtladılar.
Lâfı
dolandırmak abes !..
Pandora'nın
kutusunu kendileri açtı.
Burnunuzu
tıkayın... Gözlerinizi dört açın !..
Saçılan
ufunetten sakınarak seyreyleyin.
Atışmanın
ilk aşığı Fatih Altaylı'ya göre en bir şerefli, en bir büyük
patron Aydın Doğan.
Yine
aldı sazı eline...
Görelim
5 Şubat Hürriyet'inin 23. sayfasıyla, Akşam'da Tuncay Özkan'ın
yazısı altına sıkıştırılan açıklamasında aynen neler söyledi
;
"
Söz konusu yazıda benim eski bir yöneticime,
Pamukbank'a
el konulmasını önlemek için Devlet Bahçeli'nin "para aldığını"
söylediğim belirtilmiştir.
Gayri
ciddiyeti nedeniyle,cevap vermeye bile değer bulmadığım bu
iftira, ne yazık ki başka gazeteler tarafından da iktibas
edilince bu açıklamayı yapmam zaruri oldu.
Söz
konusu aktarılan bu sözler tamamen hayal mahsülü ve gerçek dışıdır.
Sayın Bahçeli çok saygı duyduğum, dürüst bir siyasetçi ve
devlet adamıdır.
Kendisi
hakkında hiç kimseye ne böyle bir şey söyledim ne de bu anlama
gelecek ifadem oldu. Aynı şekilde Kemal Çevik'in para aldığına
dair bir ifadem de olmamıştır. Bu tarz bir ifadede bulunmak bir
yana, böyle bir imada bile bulunmaktan sakınacağımı beni tanıyanlar
çok iyi bilirler. Elimde sağlam bilgi ve belgeler olmadan değil
sayın Bahçeli, herhangi bir kişi için bile böyle bir iddiada
bulunmaya ahlaki yapım izin vermez. Esasen yazıda adı geçen kişilerin
de benim böyle bir isnatta bulunduğuma inanacaklarına ihtimal
vermiyorum.
Yazar,
benimle ilgili yazısında birçok olayı tahrif etmiştir. Sayın
Mehmet Emin Karamehmet'in kurtarılması konusunda bazı endişelerimin
bulunduğu bütün kamuoyunca bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla
hem Türkiye'ye zararı olacak hem de sektörümüzde haksız
rekabete yol açacak gelişmeleri yakından izlemem kadar doğal bir
şey olamaz. Ayrıca bu çapta bir kurtarma girişimini bütün Türk
basınının da yakından izlemesi normaldir. Benim konuştuğum kişilere
bunun yanlış bir şey olacağını söylediğim de doğrudur."
Çimdikçinin
hariçten gazel okuması gereksiz.
Aldı
sazı Tuncay Özkan.
5
Şubat "Akşam"ında "Kokuşma" başlığıyla
neler neler söyledi.
Bir
iyice görelim ;
"Yaşadıkça
görülmeyecek bir şey yok. Çünkü herşey insan için. Yalan, çarpıtma,
ikiyüzlülük, samimiyetsizlik hepsi insanoğlunun yarattığı
kavramlar.
Türk
basınında bazı "patronların her şeyi söylemeye ve her
ilkeyi ayaklar altına almaya" hakları olduğunu, buna karşı
"marabalaşmış" çalışanların mevki ve makamları, kişilikleri
ne olursa olsun susmak, sinmek ve patrona uygun davranmak durumunda
kaldıklarını da görmüş bulundum. Onlara hayırlı olsun.
Kartallar kartallarla, kargalar kargalarla.
Hayatta
herşeylerini satanlar, patron tarafından alınıp, satılanlar,
benim 1 Şubat tarihli yazımdan sonra pazarlıklarına yeni
malzemeler de yarattılar. Her ne kadar ağabeyleri bu tür adamların
yazdıklarının hata olduğunu bana söylese de, hepsini artık
ihtiyatla karşılıyorum. Çünkü bunların üzerinden ne gibi
pazarlıkların yapıldığını da kestiremiyor değilim.
Değişim böyle bir şeydir.
Gürültülü
olur.
Aslında
bu konuda bir daha hiç mi hiç yazmak istemiyordum. Çünkü dedim
ya "zımpara taşlarıyla yıkanıp, kalbimdeki kötü kanı akıtmaya
çalışıyorum" hâlâ.
Ama
iki açıklama geldi. Birincisi sayın Devlet Bahçeli'nin avu-katı
Mehmet Nacar'dan. Nacar 3 Şubat tarihli açıklamasında diyor ki:
"Müvekkilim
sayın Devlet Bahçeli kişiliği ve siyasi kimliği ile kamuoyunun
yakından tanıdığı bir şahsiyettir. Kendisi Türk siyasi hayatında
ilkeli, seviyeli ve dürüst siyasetin timsali olmuştur. Yetki ve
sorumluluğu altında yapılan işler devletin ve kamuoyunun bilgisi
ve takibi altındadır.
Kaldı
ki 57. Cumhuriyet Hükümeti içinde Başbakan Yardımcısı olarak
görev yaptığı dönemde, sayın Devlet Bahçeli, Devlet adamı
bilinci ve sorumluluğu ile temayüz etmiştir. Müvekkilim bu
sorumlulukla hareket eder iken hiçbir kişi ve ticari kuruluşa yakın
olmadığı gibi hiçbir kişi ve ticari kuruluşa hasmane davranış
içinde de bulunmamıştır.
Değişik
tarihlerde medya savaşları adı ile yaşanan kavgalara şahit
olunmaktadır. Son günlerde yeni bir iftira, karalama ve sindirme
amaçlı medya savaşının başladığı gözlenmektedir. Sayın
Devlet Bahçeli'nin hiçbir surette tarafı olmadığı bu kavganın
konusu veya aracı yapılmak istenmesi;yasa, ahlak ve toplum vicdanını
zedelemiştir. Bu suretle müvekkilim Sayın Devlet Bahçeli'yi ve
lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi'ni zan altında bırakmaya
hiçbir kişi ve kurumun hakkı olmadığı gibi buna gücü de
yetmeyecektir. Bugüne kadar böyle bir çatışmanın içinde yer
almayan müvekkilimin bundan sonra da yer almayacağının bilinmesi
gerekmektedir."
***
İkinci
açıklama, 4 Şubat tarihiyle Aydın Doğan'dan gelmiş.
Yukarıda
Hürriyet'ten aldığımızın aynısıyla tıpkısı.
Sonunda
Tuncay Özkan'ın budadığı asma da var.
Ama
İnadına'nın da çimdiğin de okurları, yazılanı yüzünden de
tersinden de okumayı iyi bilen insanlardır.
Her
zaman çimdikleri beraber attığımıza göre, biz geçen haftaki
yerimizdeyiz. Yâni bu zadegânın etini budunu, etiğini tetiğini
çimdiklemekten hafakanlar bastı.
Bırakalım
babalarla(!) evlâtları(!) birbirini çimdiklesin.
Kimbilir
çimdikleri ortalığa daha ne pislikler saçacak ?
Karamehmet'e
Niyet,
Doğan'a
kısmet mi ?
Doğan'ın
tatavası fos çıktı.
Karamehmet
Pamukbank'ı verdi.
Yapı
ve Kredi'yi satacağına söz verdi.
Turkcell,
Digitürk, Online gibi elektronik darphaneleri elinde tuttu. 6.2
milyar dolar borcu, ilk iki yılı ödemesiz 15 yıla yaydı.
Yâni,
Nasreddin Hoca'ya bile, "biraz da biz ölelim," dedirtecek
koşullarla BDDK ile anlaştı.
Sakın
"özerk kurum" ahlâkı üzerine söylev beklemeyin.
Çelebiler
de Çimdik tiryâkileri de, bizdeki özerk kurumların hem niceliğiyle
niteliğini... Hem alışmışın kudurmuştan beterliğini... Hem
de tadan dananın vazgeçmeyeceğini iyi bilirler.
Amacımız
lâfı fazla uzatmadan bilgilerine, yeni bilgi eklemek.
Ve
yeni gümbürtülere hazır olmalarını beklemek.
Çünkü
er meydanı açıldı mı, güreş nice çıvgar olsa, pehlivanın
biri mutlak yenilecektir.
Doğan
Grubu, Çukurova'ya bulaştı.
Ama
görünen o ki, yenemedi.
Şimdi
hamle sırası, Çukurova Grubunda.
Nitekim,
Mehmet Emin Karamehmet'in Akşam'ı gecikmedi.
Bakın
6 Şubat'ta oyunu nasıl kuruyor.
Bilmeyiz
anımsar mısınız ?
Aydın
Doğan'ın, Dışbank mevduatını ticari bankalara yatırarak, POAŞ
işinde "nakdi teminat" gibi kullandığı... İş Bankası
da içinde 1.2 milyar dolar kredi alarak, İş-Doğan ortaklığını
kotardığı yine Akşam'da açıklanmış... Çimdik'te de epeyce mıncıklanmıştı.
Bu
bilgi, en yenisi.
Akşam'ın
6 Şubat sayısının 7. Sayfasında ;
"
İş Bankası ve Doğan Holding ortaklığının, Özelleştirme İdaresinden
(Öİ) satın aldıkları 1.5 milyar dolarlık Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ)
hissesini bedavaya getirmek için yürüttükleri birleşme
operasyonu tehlikeye girdi. Doğan Holding'in Öİ'nin rehinli
hisseler nedeniyle istediği teminatı veremediği ortaya çıktı.
170 milyon dolarlık alacağı riske giren Öİ birleşmenin iptali
için dava açtı."
Bu
kadarı yeter mi ?
Haberin
arkası uzun.
Lâstik
gibi çekiştire çekiştire... Tekerlek gibi döndüre döndüre
anlattığı ayının kırk masalı benzeri ahlat üstüne.
Yâni,
Çukurova Grubu pehlivanlarının iyi bildiği yöntemler üzerine.
Çimdikçi'yle, izleyicilerinin aklı, ekonomi-politiğin kuramına
biraz erer de, uygulamasına vicdanları elvermez.
Çünkü
o yola girerken ar, namus, erdem gibi bir nice insanlık değeri
varsa, ilk adımla döküp saçmaya koşulduğunu bilir.
O
yüzden, meraklısı haberi bulur okur.
Bizim
konumuz o değil.
Karamehmet
sonunda yırttı ya !..
Bu
kez bütün güç ve enerjisini Doğan Grubu'na çevirdi.
Hem
bayram, hem seyran.
Borsa'nın
9 günlük tatile gireceği son an.
Dedik
ya bizim aklımız pek ermez.
Lütfen
o kumarhanenin kurtları, kuzularına anlatsın.
Böyle
cafcaflı bir tehlike sinyali, rulet masalarını nasıl etkiler ?
Tahtalar
kapatılır. Lot balonları patlar. Fiatlar yerlerde sürünür.
Ve
hisseleri doruktayken 170 milyon doları bulamayan Doğan Grubu,
hisseler gerilerken nerden, nasıl bulabilir ?
Üstelik
9 gün de tatil var.
Ya
bir de o tatil sürecinde, iptal tarihi kesinleşirse !..
Açgözlüler...
1.5 milyar dolarlık hisseye nerdeyse beleşten konmuşsunuz. 170
milyon dolar için de pamuk elleri cebe soksanıza, demek kolay. Başta
Çukurova pehlivanları, diyen de çok !..
Siz
olsanız, 1.5 milyar dolar için cebe sokmadığınız pamuk eli,
170 milyon dolar için sokmaya tenezzül eder misiniz ?
Kimse
etmez diyenler ayrılsın.
170
miyon dolar az para mı ?
Alın
kodamanlar listesini bir tarayın.
150
milyon doların üstünde mal varlığı olan kaç zengininiz var
bir göz atın da, aranan paranın büyüklüğünü anlayın.
Eee
!..
Şimdi
ne mi olacak ?
Doğan
Grubuyla Ağababaları, Çukurova Grubunu yiyemedi.
Çukurova
Grubu onları yerse, seyreyleyin gümbürtüyü.
Her
türden yolsuzluğunu "ulusal servet" halısının altına
süpürmekte usta özerk ya da bağımlı bürokratlarla, politikacılar
da ne nutuklar atar o zaman görürsünüz.
Yoğurtla
Yogourt
Bizim
pek bir büyük patronlarımız vardır.
Sakıp
Sabancı gibi... Selçuk Yaşar gibi...
İş
bilirler... Düş bilirler... Lâf bilirler.
Yatırım...
İstihdam... Kâr bilirler.
Ellerinden
uçanla kaçan kurtulmaz.
Söylemlerinde
pek bir içten... İş ve eylemlerinde pek bir yurtsever... Pek bir
milliyetçidirler.
Ne
yapıyorlarsa, vallahi billâhi hep bu vatan, bu millet içindir.
Bütün
hedefleri... Bütün dilek ve çabaları hep "Türkiya"mızın
dünyanın en gelişmiş... En müreffeh... En huzurlu ülkesi... İnsanımızın
en mutlu insanı olsun diyedir.
Gece
demez, gündüz demezler...
Ekmek
yemez, su içmezler...
Durmadan,
dinlenmeden çalışır babam çalışırlar.
O
kadar büyük... O kadar güçlü... O kadar bilgi ve görgü
birikimine sahiptirler ki, her ürettikleri anında dünya markası
olur.
Zaten
işadamının milliyetçiliğiyle, yurseverliği bunu gerektirir.
Değil
mi ?
Öyleyse
alın size kanıtını.
Yunanistan'ın
eski Dışişleri bakanı Pangalos haltetmiş !..
"Yoğurt"
cahil, aptal ve barbar "etrak-i bî-idrak"ın... Yâni Türklerin
uygarlık kültüne, "köfte"den de önce kattıkları bir
üründür.
Bu
yüzden süzmesi sızması... Salçalı sarmısaklısı... Pekmezli şekerlisi... Ballısı kaymaklısı pek çok çeşidi
vardır.
Ve
bu yüzden olsa gerek dünyanın neredeyse bütün dillerinde şive
ve gırtlak farklarıyla "yaurt... Yogurt... Yourt..."
diye tanımlanır.
Örneğin
Fransızlar ; "Yogourt" yazarlar da, "yogurt"
okurlar.
İyi
onu anladık !..
Dünyanın
birbirine girdiği şu revnaklı günlerde şu çimdikçinin koca
koca terminolojik lâflar etmeye aklı mı yetmiyor ?
İşi
gücü mü kalmadı ki,bu kadar lezzetli milliyetçilik dolmasına
ekşi yoğurt dökmeye kalkıyor, diyenin ağzından öperiz.
Ve
hemen ardından müjdemizi isteriz.
En
bir yurtasever... En bir milliyetçi Sakıp ağamızın Fransız
Danone mandırasıyla anlaşıp pek bir sevdiği Türklere "Danone-Sa"
yoğurtları sattığını biliyorsunuz.
Artık
"etrak-ı-bîidrak" mı pek sevdi... Sakıp ağa mı bu işten
çok para kazandı, kimsenin bildiği yok.
Ama
sevgili Türkler...
Müjdemizi
isteriz.
En
az Sakıp ağa kadar... Hatta belki de daha fazla yurtsever. En az
onun kadar... Hata belki daha da fazla milliyetçi Selçuk beyimiz
de, Fransız Sodial mandırasıyla anlaştı. Çok yakında "Pınar-Yoplait
ya da Yoplait-Pınar yogourt"larıyla tanışacaksınız.
İngiliz
kaşığıyla Fransız yoğurdu yemek başınızı göğe erdirir
mi, bilemeyiz. Ama, büyük milliyetçilerle, yurtseverlerimizin çok
para kazanacağı kesin.
Değil
mi ?
Haydi
Koçyiğitler !..
İsrafil'in
Sû'r'unu üflemesi yakın...
"Bâs-ü-bâdel
mevt" de, "Kıyamet herc-ü-merci" de yakın.
Kalkın
ey "ehl-i kubur" kalkın !..
Münkir'le
Nekir defterlerini açtı.
Herkesin
günahı boynuna !..
Tövbe
!..
İşler
karışınca, bizim de kafamız karıştı.
Ahiret
işlerinin, dünya işleriyle ilgisi ne ?
Pek
şaşırdık canım, pek !..
Oysa
şimdiyedek pek bir iyiydi.
Ortada
salt rivayet vardı... Bir de suret-i haktan görünme fırsatı.
En
bir cerbezelimiz bile, elde teslimiyet kemendi, dilde kovboy türküsü,
binmişti bir alâmete, "tîz-i reftar" gidiyordu kıyamete.
Çimdikçi
ortada folla yumurta arayadursun !..
İş
birden ciddileşti.
ABD'nin
emmeye de gömmeye de gelmez başkanı Bush'la, Majestelerinin bebek
izinli Başbakanı pek bir kararlı !..
Öyle
kurucusu oldukları BM imiş... Veto sahibi 5 üyeden ikisi oldukları
Güvenlik Konseyi imiş... İmam osurursa cemaat pisler imiş..
Dost, müttefik ve stratejik ortaklarının bazıları... Bu arada Türkiye'nin
yöneticileri de, yapma etme... Bu haksız ve acımasız bir saldırıdır
suçlaması imiş... Bizimkiler de içinde anlı şanlı savaş karşıtlarının
imza kampanyaları... Açıkoturum... Panel... Ve sempozyumları imiş...
Yürüyüş,
gösteri ve en yiğitlerinin canlı kalkan olarak Bağdat çıkarması
benzeri safsataları hiçbir biçimde dinlemeyecek imiş gibi !..
Irak'a
saldıracaklar ya !..
Öyleyse
söz de, karşıtlık da ödevini bitirmek üzere.
Cehennem
günleri mi dersiniz, Kıyamet günleri mi... Yoksa her türden
sahte kahramanlığın hesaplaşma günleri mi, geldi gelecek.
Gün
işte o gündür.
Mehterbaşı
"Hasdur"u bastırdı.
Düşman
üzre, sefer gülbankini çekti.
"Haydi
koçyiğitler... Arş ileri !.."
|