Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


ÇİMDİK

          Silâhşörlerin Dansı

 Çimdik ne kadar övünse hakkı.

Çimdiği tam bam teline basmış.

Bilen, bilmeyene geçen haftanın nazik butunu anımsatsın.

Hani yer ve yen darlığına karşın, en bir kahraman tetikçilerle, en bir büyük medya          patronlarının encâmını çimdiklemiştik ya !..

 İşte ona, yanıt geldi.

 Anlaşılan bu yanıtta, Devlet Bahçeli'nin payı büyük.

Hatta, asıl tetikleyeni odur.

Hem hakkını teslim... Hem de koskocaman teşekkür ederiz.

 Bizim için aslolan, özel çıkara kullanılan kamu hizmetinin... Bu ister basın yayın olsun... İster adalet ya da siyaset, eninde sonunda nasıl dönüp kullananı vuracağını kanıtlamaktı.

 Sağolsun büyük patronlarla tetikçileri !..

 Hem o savımızı... Hem akıllı düşmanın akılsız dosttan iyi olduğunu... Hem yeteneksiz muhterisin kapitalizmin en vahşisini bile kuralına uygun oynayamayacağını. Hem eşkıyanın dünyaya hükümrân olamayacağını... Hem cici mamayla başkalarına saldırtılan itin, daha iyisiyle saldırtana saldırabileceğini.. Hem de küçük dağları yaratırken, düşülecek çukurları kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık kanıtladılar.

 Lâfı dolandırmak abes !..

Pandora'nın kutusunu kendileri açtı.

Burnunuzu tıkayın... Gözlerinizi dört açın !..

Saçılan ufunetten sakınarak seyreyleyin.

 Atışmanın ilk aşığı Fatih Altaylı'ya göre en bir şerefli, en bir büyük patron Aydın Doğan.

 Yine aldı sazı eline...

 Görelim 5 Şubat Hürriyet'inin 23. sayfasıyla, Akşam'da Tuncay Özkan'ın yazısı altına sıkıştırılan açıklamasında aynen neler söyledi ;

 " Söz konusu yazıda benim eski bir yöneticime,

Pamukbank'a el konulmasını önlemek için Devlet Bahçeli'nin "para aldığını" söylediğim belirtilmiştir.

 Gayri ciddiyeti nedeniyle,cevap vermeye bile değer bulmadığım bu iftira, ne yazık ki başka gazeteler tarafından da iktibas edilince bu açıklamayı yapmam zaruri oldu.

 Söz konusu aktarılan bu sözler tamamen hayal mahsülü ve gerçek dışıdır. Sayın Bahçeli çok saygı duyduğum, dürüst bir siyasetçi ve devlet adamıdır.

 Kendisi hakkında hiç kimseye ne böyle bir şey söyledim ne de bu anlama gelecek ifadem oldu. Aynı şekilde Kemal Çevik'in para aldığına dair bir ifadem de olmamıştır. Bu tarz bir ifadede bulunmak bir yana, böyle bir imada bile bulunmaktan sakınacağımı beni tanıyanlar çok iyi bilirler. Elimde sağlam bilgi ve belgeler olmadan değil sayın Bahçeli, herhangi bir kişi için bile böyle bir iddiada bulunmaya ahlaki yapım izin vermez. Esasen yazıda adı geçen kişilerin de benim böyle bir isnatta bulunduğuma inanacaklarına ihtimal vermiyorum.

Yazar, benimle ilgili yazısında birçok olayı tahrif etmiştir. Sayın Mehmet Emin Karamehmet'in kurtarılması konusunda bazı endişelerimin bulunduğu bütün kamuoyunca bilinen bir gerçektir. Dolayısıyla hem Türkiye'ye zararı olacak hem de sektörümüzde haksız rekabete yol açacak gelişmeleri yakından izlemem kadar doğal bir şey olamaz. Ayrıca bu çapta bir kurtarma girişimini bütün Türk basınının da yakından izlemesi normaldir. Benim konuştuğum kişilere bunun yanlış bir şey olacağını söylediğim de doğrudur."

 Çimdikçinin hariçten gazel okuması gereksiz.

 Aldı sazı Tuncay Özkan.

 5 Şubat "Akşam"ında "Kokuşma" başlığıyla neler neler söyledi.

Bir iyice görelim ;

"Yaşadıkça görülmeyecek bir şey yok. Çünkü herşey insan için. Yalan, çarpıtma, ikiyüzlülük, samimiyetsizlik hepsi insanoğlunun yarattığı kavramlar.

 Türk basınında bazı "patronların her şeyi söylemeye ve her ilkeyi ayaklar altına almaya" hakları olduğunu, buna karşı "marabalaşmış" çalışanların mevki ve makamları, kişilikleri ne olursa olsun susmak, sinmek ve patrona uygun davranmak durumunda kaldıklarını da görmüş bulundum. Onlara hayırlı olsun. Kartallar kartallarla, kargalar kargalarla.

 Hayatta herşeylerini satanlar, patron tarafından alınıp, satılanlar, benim 1 Şubat tarihli yazımdan sonra pazarlıklarına yeni malzemeler de yarattılar. Her ne kadar ağabeyleri bu tür adamların yazdıklarının hata olduğunu bana söylese de, hepsini artık ihtiyatla karşılıyorum. Çünkü bunların üzerinden ne gibi pazarlıkların yapıldığını da kestiremiyor değilim.

      Değişim böyle bir şeydir.

 Gürültülü olur.

 Aslında bu konuda bir daha hiç mi hiç yazmak istemiyordum. Çünkü dedim ya "zımpara taşlarıyla yıkanıp, kalbimdeki kötü kanı akıtmaya çalışıyorum" hâlâ.

Ama iki açıklama geldi. Birincisi sayın Devlet Bahçeli'nin avu-katı Mehmet Nacar'dan. Nacar 3 Şubat tarihli açıklamasında diyor ki:

"Müvekkilim sayın Devlet Bahçeli kişiliği ve siyasi kimliği ile kamuoyunun yakından tanıdığı bir şahsiyettir. Kendisi Türk siyasi hayatında ilkeli, seviyeli ve dürüst siyasetin timsali olmuştur. Yetki ve sorumluluğu altında yapılan işler devletin ve kamuoyunun bilgisi ve takibi altındadır.

 Kaldı ki 57. Cumhuriyet Hükümeti içinde Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde, sayın Devlet Bahçeli, Devlet adamı bilinci ve sorumluluğu ile temayüz etmiştir. Müvekkilim bu sorumlulukla hareket eder iken hiçbir kişi ve ticari kuruluşa yakın olmadığı gibi hiçbir kişi ve ticari kuruluşa hasmane davranış içinde de bulunmamıştır.

 Değişik tarihlerde medya savaşları adı ile yaşanan kavgalara şahit olunmaktadır. Son günlerde yeni bir iftira, karalama ve sindirme amaçlı medya savaşının başladığı gözlenmektedir. Sayın Devlet Bahçeli'nin hiçbir surette tarafı olmadığı bu kavganın konusu veya aracı yapılmak istenmesi;yasa, ahlak ve toplum vicdanını zedelemiştir. Bu suretle müvekkilim Sayın Devlet Bahçeli'yi ve lideri olduğu Milliyetçi Hareket Partisi'ni zan altında bırakmaya hiçbir kişi ve kurumun hakkı olmadığı gibi buna gücü de yetmeyecektir. Bugüne kadar böyle bir çatışmanın içinde yer almayan müvekkilimin bundan sonra da yer almayacağının bilinmesi gerekmektedir."

 ***

 İkinci açıklama, 4 Şubat tarihiyle Aydın Doğan'dan gelmiş.

Yukarıda Hürriyet'ten aldığımızın aynısıyla tıpkısı.

Sonunda Tuncay Özkan'ın budadığı asma da var.

 

Ama İnadına'nın da çimdiğin de okurları, yazılanı yüzünden de tersinden de okumayı iyi bilen insanlardır.

 Her zaman çimdikleri beraber attığımıza göre, biz geçen haftaki yerimizdeyiz. Yâni bu zadegânın etini budunu, etiğini tetiğini çimdiklemekten hafakanlar bastı.

 Bırakalım babalarla(!) evlâtları(!) birbirini çimdiklesin.

 Kimbilir çimdikleri ortalığa daha ne pislikler saçacak ? 

Karamehmet'e Niyet,

Doğan'a kısmet mi ?

 

Doğan'ın tatavası fos çıktı.

 Karamehmet Pamukbank'ı verdi.

 Yapı ve Kredi'yi satacağına söz verdi.

 Turkcell, Digitürk, Online gibi elektronik darphaneleri elinde tuttu. 6.2 milyar dolar borcu, ilk iki yılı ödemesiz 15 yıla yaydı.

 

Yâni, Nasreddin Hoca'ya bile, "biraz da biz ölelim," dedirtecek koşullarla BDDK ile anlaştı.

 Sakın "özerk kurum" ahlâkı üzerine söylev beklemeyin.

 Çelebiler de Çimdik tiryâkileri de, bizdeki özerk kurumların hem niceliğiyle niteliğini... Hem alışmışın kudurmuştan beterliğini... Hem de tadan dananın vazgeçmeyeceğini iyi bilirler.

 Amacımız lâfı fazla uzatmadan bilgilerine, yeni bilgi eklemek.

 Ve yeni gümbürtülere hazır olmalarını beklemek.

 Çünkü er meydanı açıldı mı, güreş nice çıvgar olsa, pehlivanın biri mutlak yenilecektir.

 Doğan Grubu, Çukurova'ya bulaştı.

 Ama görünen o ki, yenemedi.

 

Şimdi hamle sırası, Çukurova Grubunda.

 

Nitekim, Mehmet Emin Karamehmet'in Akşam'ı gecikmedi.

 

Bakın 6 Şubat'ta oyunu nasıl kuruyor.

 

Bilmeyiz anımsar mısınız ?

 

Aydın Doğan'ın, Dışbank mevduatını ticari bankalara yatırarak, POAŞ işinde "nakdi teminat" gibi kullandığı... İş Bankası da içinde 1.2 milyar dolar kredi alarak, İş-Doğan ortaklığını kotardığı yine Akşam'da açıklanmış... Çimdik'te de epeyce mıncıklanmıştı.

 

Bu bilgi, en yenisi.

Akşam'ın 6 Şubat sayısının 7. Sayfasında ;

" İş Bankası ve Doğan Holding ortaklığının, Özelleştirme İdaresinden (Öİ) satın aldıkları 1.5 milyar dolarlık Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ) hissesini bedavaya getirmek için yürüttükleri birleşme operasyonu tehlikeye girdi. Doğan Holding'in Öİ'nin rehinli hisseler nedeniyle istediği teminatı veremediği ortaya çıktı. 170 milyon dolarlık alacağı riske giren Öİ birleşmenin iptali için dava açtı."

 

Bu kadarı yeter mi ?

 

Haberin arkası uzun.

 

Lâstik gibi çekiştire çekiştire... Tekerlek gibi döndüre döndüre anlattığı ayının kırk masalı benzeri ahlat üstüne.

 

Yâni, Çukurova Grubu pehlivanlarının iyi bildiği yöntemler üzerine. Çimdikçi'yle, izleyicilerinin aklı, ekonomi-politiğin kuramına biraz erer de, uygulamasına vicdanları elvermez.

 

Çünkü o yola girerken ar, namus, erdem gibi bir nice insanlık değeri varsa, ilk adımla döküp saçmaya koşulduğunu bilir.

 

O yüzden, meraklısı haberi bulur okur.

 

Bizim konumuz o değil.

 

Karamehmet sonunda yırttı ya !..

 

Bu kez bütün güç ve enerjisini Doğan Grubu'na çevirdi.

 

Hem bayram, hem seyran.

 

Borsa'nın 9 günlük tatile gireceği son an.

 

Dedik ya bizim aklımız pek ermez.

 

Lütfen o kumarhanenin kurtları, kuzularına anlatsın.

 

Böyle cafcaflı bir tehlike sinyali, rulet masalarını nasıl etkiler ?

 

Tahtalar kapatılır. Lot balonları patlar. Fiatlar yerlerde sürünür.

 

Ve hisseleri doruktayken 170 milyon doları bulamayan Doğan Grubu, hisseler gerilerken nerden, nasıl bulabilir ?

 

Üstelik 9 gün de tatil var.

 

Ya bir de o tatil sürecinde, iptal tarihi kesinleşirse !..

 

Açgözlüler... 1.5 milyar dolarlık hisseye nerdeyse beleşten konmuşsunuz. 170 milyon dolar için de pamuk elleri cebe soksanıza, demek kolay. Başta Çukurova pehlivanları, diyen de çok !..

 

Siz olsanız, 1.5 milyar dolar için cebe sokmadığınız pamuk eli, 170 milyon dolar için sokmaya tenezzül eder misiniz ?

 

Kimse etmez diyenler ayrılsın.

 

170 miyon dolar az para mı ?

 Alın kodamanlar listesini bir tarayın.

150 milyon doların üstünde mal varlığı olan kaç zengininiz var bir göz atın da, aranan paranın büyüklüğünü anlayın.

 Eee !..

 Şimdi ne mi olacak ?

 Doğan Grubuyla Ağababaları, Çukurova Grubunu yiyemedi.

 Çukurova Grubu onları yerse, seyreyleyin gümbürtüyü.

 Her türden yolsuzluğunu "ulusal servet" halısının altına süpürmekte usta özerk ya da bağımlı bürokratlarla, politikacılar da ne nutuklar atar o zaman görürsünüz.  

 

Yoğurtla Yogourt

Bizim pek bir büyük patronlarımız vardır.

 

Sakıp Sabancı gibi... Selçuk Yaşar gibi...

 

İş bilirler... Düş bilirler... Lâf bilirler.

 

Yatırım... İstihdam... Kâr bilirler.

 

Ellerinden uçanla kaçan kurtulmaz.

 

Söylemlerinde pek bir içten... İş ve eylemlerinde pek bir yurtsever... Pek bir milliyetçidirler.

 

Ne yapıyorlarsa, vallahi billâhi hep bu vatan, bu millet içindir.

 

Bütün hedefleri... Bütün dilek ve çabaları hep "Türkiya"mızın dünyanın en gelişmiş... En müreffeh... En huzurlu ülkesi... İnsanımızın en mutlu insanı olsun diyedir. 

 Gece demez, gündüz demezler...

Ekmek yemez, su içmezler...

Durmadan, dinlenmeden çalışır babam çalışırlar.

O kadar büyük... O kadar güçlü... O kadar bilgi ve görgü birikimine sahiptirler ki, her ürettikleri anında dünya markası olur.

 Zaten işadamının milliyetçiliğiyle, yurseverliği bunu gerektirir.

 

Değil mi ?

 

Öyleyse alın size kanıtını.

 

Yunanistan'ın eski Dışişleri bakanı Pangalos haltetmiş !..

 

"Yoğurt" cahil, aptal ve barbar "etrak-i bî-idrak"ın... Yâni Türklerin uygarlık kültüne, "köfte"den de önce kattıkları bir üründür.

 

Bu yüzden süzmesi sızması... Salçalı sarmısaklısı...  Pekmezli şekerlisi... Ballısı kaymaklısı pek çok çeşidi vardır.

 Ve bu yüzden olsa gerek dünyanın neredeyse bütün dillerinde şive ve gırtlak farklarıyla "yaurt... Yogurt... Yourt..." diye tanımlanır.

 Örneğin Fransızlar ; "Yogourt" yazarlar da, "yogurt" okurlar.

 İyi onu anladık !..

 Dünyanın birbirine girdiği şu revnaklı günlerde şu çimdikçinin koca koca terminolojik lâflar etmeye aklı mı yetmiyor ?

 İşi gücü mü kalmadı ki,bu kadar lezzetli milliyetçilik dolmasına ekşi yoğurt dökmeye kalkıyor, diyenin ağzından öperiz.

 Ve hemen ardından müjdemizi isteriz.

 En bir yurtasever... En bir milliyetçi Sakıp ağamızın Fransız Danone mandırasıyla anlaşıp pek bir sevdiği Türklere "Danone-Sa" yoğurtları sattığını biliyorsunuz.

 Artık "etrak-ı-bîidrak" mı pek sevdi... Sakıp ağa mı bu işten çok para kazandı, kimsenin bildiği yok.

 Ama sevgili Türkler...

 Müjdemizi isteriz.

 En az Sakıp ağa kadar... Hatta belki de daha fazla yurtsever. En az onun kadar... Hata belki daha da fazla milliyetçi Selçuk beyimiz de, Fransız Sodial mandırasıyla anlaştı. Çok yakında "Pınar-Yoplait ya da Yoplait-Pınar yogourt"larıyla tanışacaksınız.

 İngiliz kaşığıyla Fransız yoğurdu yemek başınızı göğe erdirir mi, bilemeyiz. Ama, büyük milliyetçilerle, yurtseverlerimizin çok para kazanacağı kesin.

 Değil mi ?

Haydi Koçyiğitler !..

 İsrafil'in Sû'r'unu üflemesi yakın...

 "Bâs-ü-bâdel mevt" de, "Kıyamet herc-ü-merci" de yakın.

Kalkın ey "ehl-i kubur" kalkın !..

 Münkir'le Nekir defterlerini açtı.

 Herkesin günahı boynuna !..

 Tövbe !..

 İşler karışınca, bizim de kafamız karıştı.

 Ahiret işlerinin, dünya işleriyle ilgisi ne ?

 Pek şaşırdık canım, pek !..

 Oysa şimdiyedek pek bir iyiydi.

 Ortada salt rivayet vardı... Bir de suret-i haktan görünme fırsatı.

 En bir cerbezelimiz bile, elde teslimiyet kemendi, dilde kovboy türküsü, binmişti bir alâmete, "tîz-i reftar" gidiyordu kıyamete.

 Çimdikçi ortada folla yumurta arayadursun !..

 İş birden ciddileşti.

 ABD'nin emmeye de gömmeye de gelmez başkanı Bush'la, Majestelerinin bebek izinli Başbakanı pek bir kararlı !..

 

Öyle kurucusu oldukları BM imiş... Veto sahibi 5 üyeden ikisi oldukları Güvenlik Konseyi imiş... İmam osurursa cemaat pisler imiş.. Dost, müttefik ve stratejik ortaklarının bazıları... Bu arada Türkiye'nin yöneticileri de, yapma etme... Bu haksız ve acımasız bir saldırıdır suçlaması imiş... Bizimkiler de içinde anlı şanlı savaş karşıtlarının imza kampanyaları... Açıkoturum... Panel... Ve sempozyumları imiş...

Yürüyüş, gösteri ve en yiğitlerinin canlı kalkan olarak Bağdat çıkarması benzeri safsataları hiçbir biçimde dinlemeyecek imiş gibi !..

Irak'a saldıracaklar ya !..

Öyleyse söz de, karşıtlık da ödevini bitirmek üzere.

Cehennem günleri mi dersiniz, Kıyamet günleri mi... Yoksa her türden sahte kahramanlığın hesaplaşma günleri mi, geldi gelecek.

Gün işte  o gündür.

 Mehterbaşı "Hasdur"u bastırdı.

 Düşman üzre, sefer gülbankini çekti.

 "Haydi koçyiğitler... Arş ileri !.."

 

 

 

 

 

 

 

 
sayfa başına dön