|
|
ÇİMDİK
Aman Ne korktuk !..
Ağızlarına sağlık !..
Ekselânsları Verheugen cenapları buyurmuşlar ki ;
"Resmen üye olacağı 2004 Mayısına kadar Kıbrıs sorunu çözümlenmezse, Türkiye AB toprağında işgal gücü durumuna düşer."
Aman ne korktuk, ne korktuk !..
O korkuyla kaçacak delik ararken, deliklerden birinde 12 Aralık 2002... Bir başkasında 28 Şubat 2003 tarihini bulmayalım mı ?
Sevindiriklik aklı başa getirdi mi, götürdü mü siz karar verin.
Tutalım AB bizi üyeliğe almak istiyor.
Karşılıklı siyasal, sosyal, ekonomik sorunları görüşeceğimize... Ekselânslarının ülkesi Almanya'nın her hangi bir bölgesini... Diyelim Türklerin çoğunlukta olduğu Saksonya'yı Türkiye toprağı ilân etsek.
Sonra da şu tarihe kadar sorun çözülmezse, Almanya orada işgal gücü durumuna düşer," diye tepinsek.
AB'den önce, ekselâns Verheugen'in ülkesi Almanya ne der ?
Diyelim ki, kara kaşlı, kara gözlü Türkiye'nin üyeliğini çok ve candan istediği için sinkafa terbiyesi elvermedi.
"Deli saçması," olsun demez mi ?
Eee !..
Karasevdamız... Hayalimiz... Umudumuz... Uğruna çok şeyi feda edip edeceğimiz AB'nin yapmaya... Ya da pek haşmetli, pek hürmetli, pek ferasetli komiserinin ağzından dayatmaya çalıştığı ne ?
Tıpkısının aynısı değil mi ?
KKTC nüfusunun en az yüzde 90'ı Türk.
Onların yüzde 70'i Ada'nın Güneyinden Kuzeyine çarpışarak göçmüş... Ya da göçürülmüş.
Türkiye 29 yıldır orada.
Konumu Zürih ve Londra antlaşmalarına uygun.
Yâni uluslararası yasallık taşıyor.
Ve hakkı, hukuku, uluslararası nezaketi... Hatta gücün yetip yetmemesini falan da bir yana bırakın. Salt o yasallığa göre Kıbrıs, Türkiye'nin üye olmadığı hiçbir kulübe, derneğe, birliğe giremez.
Eee !..
Hem onca perhiz... Yâni Kıbrıs'ın yasal durumu... Hem bu AB adaylığı turşusu nasıl kuruluyor ?
Koca koca devletler... Koca koca adamlar, salt turşu kurmak için mi, onca toplandı... Boşu boşuna mı karar verdiler ?
Görürsün bak, alacaklar... Alıyorlar... Aldılar.
İyi ya !..
Kıbrıs'ın yeri de, koordinatları da bellir.
Akdeniz'in dibinde Türkiye'nin karnına kılıç balığı... Ortadoğu petrol rezervlerine uçak gemisi gibi uzanmış yatmakta.
Türkiye cart-curt mu etti ?
Soydaş kırımına bazıları el oğuşturur... Bazıları ağıtlar yakarken yolladı askerini, oturduğu yeri KKTC toprağı yaptı.
Şimdi de petkası sıkan yollar askerini, oraları nerenin toprağı yapacaksa yapar... Sülh-ü selâmetle halletmek istiyorsa, Türkiye'yi de üyeliğe alır. Mis gibi Avrupa toprağı yapar, değil mi ?
Öyleyse neden cart-curt ediyorlar ?
Demek ki Türkiye, ben üye olmadan, onu alamazsınız diyor.
Ve 29 yıldır orda dikilen süngünün ucu bir yerlerine batıyor.
Verheugen efendi de...Onun ağzına bakarak hafakanlar basanlar da şunu önceden bileydi, bu kadar tersoya düşer miydi ?
Kendi düşen ağlamaz bilirdik.
AB memurlarıyla, keneleri düşürülenden çok ağlıyorlar !..
Acıyabilene aferin, demez misiniz ?
Damat Beyin Naneleri
Medya bülbülleri, örtülü kafeste pek güzel şakıyordu.
Gökten zembil indireni mi? Doğru yanlış ahkâmı doğrayanı mı? Baldız, kayınbirader muhabbetine dalanı mı? Kıskançlıktan çatır çatır çatlayarak bilmem nesiyle köşeye kuruldu vaveylâsını basanı mı ? Ne arasan bulunur... Ama kim kimdir... Ne nedir bilinmez bir curcunada göz gözü görmüyordu.
Meğer onlar, davulcu osuruğuymuş.
Kafaları bulandırmadan, güme gitsin diye salınıyormuş.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın eline de ağzına da sağlık.
Kafesin örtüsünü bir kaldırdı ki, aman Allah !..
Anlı şanlı medyamızın da... Kanlı canlı basınımızın da... Gollü ballı futbolumuzun da ufuneti İkitelli TEM'inin üstüne dökülüverdi.
Sağolsunlar !..
Kimi zıpladı üstünden atladı.
Kimi soyundu, altından kulaçladı.
Kimi melûl melûl yutkundu.
Kimi de bizcileyin uzaktan bakmayı yeğledi.
Çünkü saçılan cüruf, bambaşka lâğımlarda, bambaşka yönlere akanlardan hiç de farklı değildi.
Yine de sporcu saflığı sağolsun !..
Sayelerinde kimin eli kimin cebinde. Kimin şeyi, kimin şeyinde bir iyice öğrendik.
Meğer bir zamanların popçusu... İTÜ konservatuarının başarılı öğrencisi... Doğan Müzik Center'ın pek bir büyük yöneticisi Ercan Saatçi oğlumuz, en bir büyük medyamızın, en bir büyük genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün damadı... Kaleminden kan damlayan Sanem Altan, spordan sorumlu müdür İbrahim Seten'in eşiymiş.
Basında sayfa sayfa... Ekranda saat saat koparılan bu fasarya fırtınası hangi ağaçtan, hangi yaprağı düşürür bilemeyiz.
Ama ülke, toplum ve insanını düşünebilene,her bilgi kırıntısının ilişki yumaklarını çözen ipuçları olduğunu da çimdik tıkçıları bilir.
Dehşet Dünyası
Biliyorsunuz.
ABD, bütün tarihi boyunca, ilk kez kendi topraklarında vuruldu.
Rüzgâr Gibi Geçen içsavaş yılları dışında, savaş hep, Atlantik ve Pasifik'in öteki kıyılarında olmuş. Sıradan Amerikalı birikiminden yararlanmış, kalıtımından, yâni yıkım ve kıyımından uzak kalmıştı.
Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
Kovboyları... Yankeleri... Ramboları ya da Pis Köpekleri bir yerlere gidip öldürüyor, ölüyorlardı. Ama ateş düştüğü yeri yakıyor... Sıradan Amerikalı savaşı, western filmi gibi... Genişleyen iş, artan kazanç sevincinin kaymaklı kadayıfını yiyerek seyrediyordu.
11 Eylül sıradan Amerikalı'ya, dehşeti öğretti.
Ne var ki, korkunun ecele yararı yoktu.
Nemrud bile, taş tabuta girmiş. Ama, havalandırmadan sızan sinek burnuna kaçınca, başını vura vura ölmüştü.
Amerikan efsanesi bizzat Amerikalıların karabasanı oldu.
Fukara Bush !..
İstediği kadar korkuyu Amerika dışına taşımaya uğraşsın.
Bir koca toplumun isterisini,hangi zorbalığın kanadı taşıyabilir?
Tersine, kışkırttığı ortada.
Savaş tamtamı gümbürdedikçe, üstelik salt Amerikalının değil... Dünyanın dehşetinin arttığına ilişkin alâmet pek çok.
Amerika'nın her hangi bir yerinde, biri hıçkırsa, gaz... Biri hapşırsa toz... Biri saç spreyini sıksa kimyasal... Biri bir kaza yapsa terör paniği, savaş kadar can almaya başladı.
Anımsayın geçen hafta Amerika'sındaki gazino-bar... Rafineri yangını... Uydusu Japonya'daki metro paniğinin kıyımını...
Amerikalılara da, dünyaya da hak vermez misiniz ?
Bastır Siirtli
Gün senin Siirtli kardeş.
Çobanın ustası, acemisi Siirt kepeneğine büründü... Nasreddin Köprüsüne kuruldu, Saldı keçileri Botan Çayı'na. Çekti kavalı ninniler üzre... Keçileri suvarmadan geçirecek. Seni oy almadan geçirmeyecek.
Aman kendine mukayyet ol.
Önünde bir hafta kaldı.
Köprünü onartmadan ninniye kandın. Düşünü hayra yormadan oyunu verdin mi, yandın !..
Artık nafile namazını Ulucami de mi, Asakir de mi kılar... Elim kırılaydı, ağıtları mı yakar... Alacağı olsun zılgıtları mı çekersin...
Orasını sen bilirsin.
Hele biz bildiğimiz diyelim de...
9 Mart akşamına kadar Türkiye'nin yüreği sende atacak.
Gerdek hazırlığındaki acemi damattan, şamar hevesindeki medrese bevvabına... Kilim tezgâhındaki gelinlik kızdan, Dicle'de mal yüzdüren kelekçiye herkesin aklı sende.
Ondan sonra, al örtünü, yıkarım köprünü.
Sen sen ol, tamamı ayağına düşmüşken, alabileceğini al.
Ola ki, 9 Martta oy satılmaz deyip bildiğin, istediğin, dilediğin zulaya koyuverir. Ve kerîm devletinden, derin muhalefetine herkesin üstüste göğe kadar yığdığı küplerin en altındakini çekiverirsin.
Amma gürültü kopar ha !..
|
|
|