Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


ÇİMDİK

Mart Karı

Kofi Annan yaşasın !..
Verheugen sağolsun !..
Doğrusu ikisine de aferin !..
Biri Kayseri'nin Anadoluluğundan habersiz.
Boyadığı eşeği, at pazarında sahibine satacak. 
Öteki Kırkpınar'ın Edirne'de olduğunu bilmiyor.
Er meydanında kısbetsiz peşrev atacak. 
Biri arkasına Amerika'yı almış... Biri yanına Avrupa'yı.
Biri tutmuş Denktaş'ın sakalından. 
Diğeri yakalamış Erdoğan'ın bıyığını... 
Niyetleri çıvgar !.. 
Ama, pazarlıkları renkli. 
Biri bak ne kadar güzel diyor. 
Seninki topaldı, bu dörtnala refaha koşuyor. 
Onun dişleri dökülmüştü... Bunun yeni çıkıyor. 
Eskinin kulağı kesik, kuyruğu güdüktü. Bunun kulağı dimdik, kuyruğu
mısır püskülünden yumuşak.
Seninkinin sırtında çul yoktu. Bunda AB semeri var.
Bir santim inmem. 
12 Aralıkta imzayı bastın, bastın... Sonrasında ben yokum. 
Diğeri cazgırla birlikte bağırmakta.
Pehlivan... Pehlivan !..
Üste çıktım diye gerinme... Alta düştüm diye yerinme !..
Pes ediver !.. 
Yenenin ödülü boyalı Kıbrıs eşeği... Yenilenin parsası AB.
Güreş 12 Aralık 2002'de.
Bu fırsatı kaçırma.
Olmadı !.. 
O gün yen dardı... Yer dardı... 
Hadi 28 Şubat olsun... 
Bak Kıbrıslı da benim gibi düşünüyor. 
Kabûl etmezsen herşey biter... 
Bitmedi !..
Eşek boyalı falan değil... Sıpa tüyü döküyor.
İstersen 30 Martta çarşı esnafına soralım.
Ama 10 Martta sonuca razı olacağına yemin et.
Gene mi ı'ıh ?
Öyleyse yandın !.. 
Mayıs 2004'te peşrev bitecek.
Amanın !..
Kıbrıs'ın dağlarına Mart karı yağdı.
Annan boyalı eşeği çayıra saldı.
O karda güreşemez ki !.. 
Bremenli Verheugen salon pehlivanı...


Sakıp Ağanın Kökleri

Sakıp Ağa zengin adam !..
İyi ücret ödemez, çalışanı çok.
Ahım şahım ödül vermez, uşağı gani.
Zerre kadar diyet düşünmez, ahbabı pervane.
Kara kaşı, kara gözü için hayranı, aşığı tükenmez.
Ama kendisinin taptaze açıklaması ;
Sözünü dinlediği dostu çok azmış.
Ve raslantıya bu ya !.. 
Biri Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök... Biri de Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'müş.
Sakıp Ağam, böylesi dostlarıyla yetinmemiş !..
Olası Başbakan, Recep Tayyip Erdoğan'ı da o az dostun arasına katmak için can havliyle Ankara'ya seyirtmiş.
Ve tıpkı Mustafa Koç gibi... Rahmi Koç gibi, AKP merkezinden içeri dalmış. Yeni dostunu bir iyice yağlayıp ballamış.
Ama ya aradığını bulamamış. Ya bulduğunu alamamış !..
Dışarda güç, kudret ve becerisini bütün ülkeye kanıtlamak için hazır ettiği kameraların karşısına geçmiş. 
Başlamış şecaat arzederken sirkatin söyleyen merd-i kıpti misali nutuk atmaya. Ama pamuk tarlasında çeltik toplayacağına, mayınlı bahçede asma budamaya kalkmış.
Erdoğan'ın yanından çıkan adam sizce kimden söz eder ?
Erdoğan'dan değil mi ? 
Öyleyse Sakıp Ağayı dinleyin.
"Türkiyamızın esenliği beni coşturdu," diye kostaklanmaktadır.
"Dostum Ertuğrul Özkök bana, asıl savaş Türkiya ABD'ne izin vermezse çıkar, dedi. Öyle gaygılandım, öyle gaygılandım ki, gözüme uyku girmedi. Yatağımda döndüm durdum." 
Her halde bir yana döndüğünde, "Allaha şükür, İnsanımız gani. 
O gader insana iş ve aş bulmaya galksak, yatırım yapmalıyık. 
O zaman da ecnebî patronlarımla bana heç bi gazanç galmaz. 
Elin gâvuru alır parasını çeker gider. Biz elimiz hamur garnımız aç, bi gecede servetinin yarısını yitirmiş galagalırız.
Oysa savaş o genç... Guvvetli işsizler ordusunun başına epey iş çıkarır... Hazır ücretlerini de Amarıka ödeyecek," diyor...
Bir başka yanı, "yahu savaşta bomba momba da atılır. Bir ikisi de bizim pavlikelere düşebiliii... Çoğu da para yabana gitmesin diye gendi şirketimize sigortalı. Bi yirden yırtsak, ötekinden zarar.
A'a !.. 
Savaş olmasın. Bomba atılmasın. Çocuklar ölmesin," diyordu. 
Ama dostu Ertuğrul Özkök'ün dediği gibi olmasın diyenin de bir oyu vardı... Olsun diye tepinenin de...
"Üsdelik Amarıka depinenlerin en bir başında. 
Ve ben en... en... en böyüğüm... Oya moya da bakmam," deyor.
"Tam o sırada öteki sözünü dinlediğim dost Hilmi Özkök bütün Türkiyaya en bir gözel dersi vermez mi ?
Sevincimden yerimde duramadım. 
Gendimi Angara'ya attım.
Böyük... böyük... En bir böyük dosdum Hilmi Özkök'ün elini öpmeden heç bir gaba sığamadım."
Diyordu ki, AKP'nin ampulü gözüne ilişti.
"Yahu ben nirdeydim," derken, çimdikçi kanalı zapladı.
Gerisini dinleyen çimdiklesin. 


Büyük Devletle Küçük Memur

Bekir Küçükşahin'i kim bilir ?
Cumartesiden beri çok kişi, diyebilirsiniz.
Bilmeyen çimdikçi varsa bizden öğrensin.
Bekir Küçükşahin, Mersin Limanı görevlilerinden biridir.
Irak savaşının tehdidi olmasa... Mersin Limanı ABD ordusuna tahsis edilmese... Emeklilik süresini tamamlayacak. Günahı sevabıyla başbaşa son demlerinin keyfini sürecekti.
Ama küçük memurun kaderi, büyük devletin alnına yazılır. 
1 Mart günü ABD'lilerin isteği üzerine, Bahama bandıralı Cec Meridian adlı geminin limana yanaşmasına izin verilir.
Bekir Küçükşahin'in memur işgüzarlığı tutar. Yanaşan geminin yükünü bir an önce boşaltması için doklarda yer açar.
Gemi hiç zaman yitirmeden yükünü boşaltır.
Raslantı bu ya !..
TBMM, Hükümetin gönderdiği yabancı asker konuşlandırma, "teskeresini" tam da o gün kabûl etmez.
Cukkalar hayal dağlarının ötesine kaçar.
Yüce efendimiz ABD öfkesinden nereye çarpacağını bilemez.
Büyük şahinler kıyameti koparır.
Boşaltılan yük, tırlarla menzil-i maksuduna doğru yola çıkar. 
Cumhurbaşkanıyla, Meclis Başkanının tüyleri diken diken olur. 
Hükümet başkanıyla, parti başkanının sesi soluğu çıkmaz.
Kabak işgüzar Küçükşahin'in başına patlar.
"Pazarlık gücümüzü düşürmüştür."
Görevden alınır. 


Barcı Aklı

Her halde duymuşsunuzdur.
Müziğin Oscar'ı Grammy ödülünü bu yıl Norah Jones aldı !.. 
Sesine, sazına sağlık !..
Amerika'nın da, çimdikçinin de alkışı üstüne olsun.
Bize pek bir güzel malzeme çıkardı.
Azbiraz sabredin canım !..
Anlatacağız.
O pop müziğin en büyük ödülünü aldı.
Bodrum'un pek ünlü Hadigari Bar'ın işletmecisi Hakan Ayhan, anında basınımızın sevgilisi olarak kerevetine çıktı.
Nedeni de çok revnaklı !..
Meğer bu Norah Jones, vakt-i zamanında pek ferasetli, Hakan Ayhan'ın işlettiği Hadigari Bar'da... İlhan Erşahin orkestrasının solisti olarak şarkı söylermiş.
Gökten zembille inmek, bize özgü bir marifettir.
Çok yerde, zirveye giden merdivenin ilk basamağı zemindedir. Bilgi, yetenek, hüner ve akıllara ziyan emek bunlarla sanat çilesini öre öre, o basamakları teker teker çıkar.
Besbelli Norah Jones da o beceriyi göstermiş.
Aferin !..
Ama, Hakan Ayhan dostumuzun anlattığı o değil.
Norah Jones Bodrum'u çok sevmiş.
İlhan Erşahin Orkestrası'nın 1.500 dolara 4 galalık programı bittikten sonra pek ferasetli Hakan Ayhan'a başvurmuş...
Bodrum'da kalabilmek için, geceliği 50 dolara şarkı söylemeye razı olduğunu söylemiş...
Ama o zaman, "meşhur değilmiş..." 
Ve pek ferasetli bar işletmecisi, bu ucuz cevheri reddetmiş.
Aslında iyi etmiş !..
Çünkü şimdi o "çok meşhur..."
Ve Hadigari işletmecisi pek ferasetli, hamasetli ve hamiyetli Hakan Ayhan, programı... Özlemi... Ve keyfi elverir de gelmeye razı olursa, her gece şarkı söylemesi için 50 dolar vermediği Norah Jones'e, bir gece sahneye çıkması için 50-100 belki daha da fazla bin dolar vermeye hazırmış.
Atalarımız kimbilir kaç bin yıl önce "Türk'ün aklı ya kaçarken, ya s.çarken başına gelir," demişler.
Pek de iyi demişler.
Ya bunu davul zurna ilân edenlere ne demişler ?
Onu da siz deyin artık !..


          

   

 

 

 
sayfa başına dön