Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


  
Apaçık

Kurmay Ayıbı !..

 Erol TOY

Herkesin ezberindedir !..
Osmanlı, İmparatorluğun kuruluşunu şu söylenceye bağlar.
Kayı Boy'u, Anadolu yaylalarının birinden ötekine gitmektedir.
Ovada çarpışan iki ordu görür.
Hiç duraksamadan yenilmek üzere olanın yanında saf tutar. 
Desteklediğinin Selçuklu olduğunu yengiden sonra öğrenir. 
Ve zayıftan yana olma töresinin erdemi, Namık Kemal'e göre ; "Bir aşiretten bir imparatorluk çıkarır."
Tarihin dersi ne güzeldir !..
O imparatorluğun son yöneticileri... Vahdettin'le Talât, Enver ve Cemal paşalar. "İç ve dış borç çevirme kolaylığı. Maaş cukkası... Ordu donanımı lüpü... Uğranan zararın bir kısmını telâfi kulpuyla," Osmanlı olmasa da(!) petrol alanları için çarpışmakta kararlı büyük ve güçlü(!) Almanya'nın yanında, "tarafı olmadığı," savaşa sürüklenir(!)
Sonuç herkesin aklını başına devşirecek kadar çarpıcıdır.
6 yüzyıllık imparatorluğun ruhuna fatiha okunur !..
O yangının küllerinden kuruluş ateşiyle silkinen Anadolu halkı, yeniden dirilir. Topyekûn kalkışarak Büyük Millet Meclisi'ni... O da, tıpkı Osmanlı söylencesindeki erdemle, hem egemenliğini dayatma... Hem "mazlum milletler" umudu diye Türk Silâhlı Kuvvetlerini kurar.
Ne mutlu !..
Aradan 83 yıl geçer.
O Meclis'in 22. süreği, 1 Mart 2003 tarihinde, tıpkı ilk Meclis gibi toplanır. Hükümeti'nin, Vahdettin'le Talât, Enver ve Cemal Paşalarınkinin aynısı gerekçelerle sunduğu "Teskereyi" kabul etmez.
Böylece hem halkın "taraf olmadığı" bir savaşa... Hem devletin o olmasa da petrol alanları için çarpışacak büyük ve güçlü(!) ABD'nin yanında haksızlığa "sürüklenmesine(!)" izin vermez.
Onur kıvancı, safoş Kuvvay-ı Millicilerle, iyi niyetli savaş kar-şıtlarının göğüslerini davul gibi gerer... Ellerini dümbelek gibi patlatır. 
Oysa Başkomutan TBMM bilir ki, büyük devlet baskı, şantaj, tehdit ve yeme başvurur... Tutturabilir, yutturabilirse dediğini yaptırır. Ama asla kendi kurduğu "uluslararası hukuk meşruiyetinin" dışına çıkamaz. Çıkarsa bütün sorunları salonlarda değil, arazilerde çözmeye koşulur. O zaman da, çöküşünü hızlandırır.
Hem bu yüzden... Hem sıkmadığından karar öncesi yeri göğü inleten büyük, güçlü(!) ABD, Mersin Limanında şallak mallak kalır.
Ne yazık !..
O erdem ve özgüvenin sevinci 5 gün bile sürmez.
Ne ayıp !..
Genelkurmay Başkanı Orgeneral sayın Hilmi Özkök çıkar ;
Hem, "MGK'nın yüce Meclis'e baskı yapıyor görüntüsünden kaçındığı için, karar öncesi tavsiyede bulunmadığı" kabahatını...
Hem, "Meclis'in yanıldığını. Yanlış hesabın Bağdat, (Pardon, Siirt'ten) dönerek "Teskereyi" geçirmesi gerektiği," özrünü açıklar. 
1 Mart 2003'te, 23 Nisan 1920 Meclisi gibi karar çıkartan 22. Meclis koşul oluşmamışsa,"Milletlerarası hukukun meşru saymadığı" o yeni "Teskereye" 15-20-25 Martta ne der bilemem.
Kehanet, Rufailerle "olmayana ergi" uzmanlarının alanına girer.
Onu o zamana bırakıp ben bugün bildiğimi apaçık söyliyeyim.
Demokratik Cumhuriyetlerde... Anayasasının 1. Maddesinde öyle diyen Türkiye Cumhuriyeti'nde de Silâhlı Kuvvetler hiçbir özür ya da, kabahata sığınamayacak biçimde Meclis'in emrindedir. 
Kerameti kendinden menkul şeyhler de... Kudreti rütbesinden meşhur generaller de, lütfen Anayasa'nın 117. Maddesine bakıversin. 
"Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin manevi varlığından" ayrılır mı, "ayrılamaz" mı? 
Askerlikte kuraldır.
Kurmayı, komutanının önüne bin seçeneğin binini de önceden kor... Komutanı karar verdiği an da hayata geçmesi için hayatını verir. 
Değil mi ? 
Eee !.. 
O perhiz ne ? Bu lâhana turşusu ne ? 
Gerekçesi ister ABD'ni yatıştırarak, dolap çevirmek... (Ki, Grosman'ın 7 Mart ültimatomu yutmadığını gösterdi.) İster 9 Mart sonrası Başbakanına hulûs çakmak olsun... Genelkurmay Başkanı Orgeneral sayın Hilmi Özkök nasıl oluyor da, "uluslararası hukukun meşru hali"gerçekleşmemişken,veto yetkisine sahip müstemleke valisi gibi asıl Başkomutanının yanıldığını söylüyor ? 
Ve 1 Martta durdurulan ABD konvoyları üs ve liman onarımı iznine bohçalanarak, yola düzülüyor ? 
Nasıl oluyor da, Başkomutanı "istemediği, taraf olmadığı halde" Türkiye olmasa da savaşacak büyük gücün sürükleyeceğini açıklıyor ? 
Nasıl oluyor da,Kürt kardeşlerimiz çatarsa, bire kadar kıracağını açıklarken... Onların arkasından tanrının yerdeki gölgesi (!) ABD sırıtıverince, yelkenlerin mayna edilmesini... Vahdettin, Talât, Enver, Cemaller'in tıpkısıyla aynısı koşullar gereği yenilenecek "teskereye" olumlu oy verilmesini...Ve böylece Başkomutanı yüce Meclisin, eliyle tescil ettiği kayıtsız koşulsuz egemenliği temsil yetkisini sayın Erdoğan, Gül ve Özköklerin post hevesleri... Cukka cinliği... Veya "Düvel-i Muazzama" korkularına teslim etmesini isteyebiliyor ?
Ve nasıl oluyor da, cuntacıdan cukkacıya... Kuvvayı Milliciden, dinciye bu açıklamayı tüyleri diken diken, suspus alkışlıyor ?
İsteyenin bir, vermeyenin iki yüzü kara olduğundan mı ? 
Öyleyse, hodri meydan !..
Kararıyla ilki düzeyine yükselmiş yüce Meclis, "uluslararası hukukun meşru saydığı koşullar," oluşmadan tükürdüğünü yalarsa... Oy ve kararıyla o zillete katlandığından neredeyse topyekûn değişen 21. Meclis'in durumuna düşer. 
Ve yenginin de, yenilginin de bedelini peşin peşin ödeyecek Türkiye halkı, bulacağı ilk demokratik fırsatta... Bir yıl sonraki yereli olmazsa, 3 yıl sonraki genel seçimde... Her kurum ve kişinin ayıbını nasıl sırtına yüklüyor... Erdemle demokrasinin anlam, önem ve değerini nasıl öğretiyor, bir kez daha görülür.
Çünkü aslını inkâr, her varlığın sonudur.




 

 

 
sayfa başına dön