Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 K.MARKS

 


  
Apaçık

Kıyamet Kopmadı.

 Erol TOY

Martın yarısını aştık.
Ödlek... Dönek... Kaygılı... Kuşkulu...
Umutsuz... Ya da kendinden başka herkese güvenen yiğitlere !..
Dünyası, patronlarının özel çıkarından ibaret tetikçilere... Sureta haktan, sureti halktan görünen şeamet tellallarına...
Çıkarının güçlü kollarla sarmalanıp sağlam kucaklara oturmakla sağlanacağına inanmışlara... Büyük devletin her zaman, her zeminde mutlaka kazanacağını sanan safdil diplomat fersudelerine...
Sınırötesi düşmanları püskürtmek amacıyla yola çıkıp düşmanı yurtiçinde arayan omuzu kalabalık güç odaklarına...
Müjdeler olsun !..
Kıbrıs’ta Annan planı...
Irak’ta Amerikan fantezisi...
Elbet toplum ve devletlerin karşıtlık desteğinin de yardımıyla, teknolojide geri... Ekonomide borçlu... Politikada uydu Türkiye’nin diretmesiyle yattı.
Ve ne kadar ilginç !..
Kıyamet kopmadı.
Tam tersine, BM’nin pek sevimli Genelsekreteri Kofi Annan, sayım suyum yok, diye geri çekildi.
AB’nin genişlemeden sorumlu memuru Verheugen, sekreteri aracılığıyla 16 Nisan’a... Olmadı 2004 Mayıs’ına kadar uzlaşılmazsa Türkiye AB toprağını işgal etmiş sayılır fetvasıyla yetindi.
Büyük lobici... Usta propagandacı... Sirtaki-Zeybekiko eşimiz, sevgili Yunanistan, Osmanlı’ya oynadığı, "savaşta kaybet, politikada kazan," köçekliğinin Türkiye Cumhuriyeti’ne sökmediğini gördü.
Daha da ilginci, 1 Marta kadar "at pazarlığında" bakanlarımızı hırpalayan... "İt dalaşında" bütün memurlarına "kırk katır, kırk satır" türküleri söyleten. Meclis başkanları, milletvekili ve generallerimizi elçilerinin ayağına çağırarak emirler yağdırmaya kalkışan, Tanrının yeryüzündeki gölgesi... Yeni dünya “nizamat”ının sahibi... Kudretlû... Haşmetlû... Dehşetlû ve merhametsiz efendimiz ABD başkanı, pek sayın Bush hazretleri, süt dökmüş kediye döndü.
13 Martta Başbakanımız sayın Erdoğan’ı kutlarken ; "Hiç olmazsa yeni hava koridorları açılmasını rica etti."
Haydi onların kimi el, kimi yad, kimi yabandı.
Dışımızdalardı.
Sınadılar... Yanıldılar.
Bizim akıldanelerimizin hâl-i pürmelâli ne ?
Sadece mandacı, teslimiyetçi, cukkacı, lüpçüsü de değil...
Taş gibi savaş karşıtları... Kaya gibi sosyalistler... Ve adam gibi yurtseverlere ne oldu da, onca safsataya olabilir gözüyle baktılar ?
Başına zaman zaman eşkıya özentileri de geçse, ABD güçlü bir halka dayanan bir büyük devlet değil mi ?
Büyük devler de "nizam-ı âlemde," balığın başıdır.
Ve balığın başı kokarsa... Yâni eğer büyük devlet uluslararası hukukun meşru saymadığı... Pundunu bulup meşrulaştıramadığı hiçbir harekete girişmez de, girişemez de.
Yoksa, kuyruğun kokusu herkesi zehirler.
Çünkü büyük devlet, başındaki eşkıyayı frenleyecek aygıtlara sahiptir. Oğuz ve Şuppililuma yasaları bir yana...Sümer egemenleriyle Mısır firavunları şölenin ortasında tabut geçirirlermiş...
Ölümü düşün, haddini bil, diye.
Selçuklu ve Osmanlı sultanlarıne yerli yersiz ;
"Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var," denilirmiş.
Yasaların dışına çıkmasın, dileğiyle.
İster dünyevî, ister uhrevî alsın, yasallık küçük devlete gerekli... Ama büyük devlet için olmazsa olmaz koşul.
Günümüzde de, onun alanı Birleşmiş Milletler.
O BM ki, ABD’nin daha Birinci Paylaşım Savaşı sonrasında, gündeme getirdiği... Ulusal Kurtuluş Savaşımız nedeniyle “Cemiyet-i Akvam”la yetinilen... Ama İkinci Paylaşım sonrası Lozan koşullu Türkiye katılımıyla hayata geçen barış kuruluşudur.
Ve gerçekten "meşru" kılacak nedenler yoksa, oradan saldırı... Üstelik haksız saldırı amaçlı karar çıkarmak, olanaksızdır.
ABD büyük devlettir.
Tek başına bütün dünyaya meydan okuyabilir.
Herhangi bir ülkeye, tek başına, kendi "Pax Amerikana"sını da yıkarak saldırabilir. Devletlerin çıkarını en iyi kendileri bilir.
Ama o zaman da yok BM idi... Yok GK idi... Yok Türkiye’nin izni... Angola’nın oyu diye dolanıp durmaz.
Açar savaşını, ya işgal eder. Ya eşek sudan gelinceye sopa yer.
Yok öyle yapmıyor da... "Cek-cakı," yutmayacağını bile bile "Güvenlik Konseyi" üyelerini yıldırma... Yutarsa kuyuya attığı Irak taşını 40 akıllıya çıkartma... En azından Irak halk ya da ordusunun Saddam’ı devirmesiyle, karizmasını parlatmaya kalkıyorsa, hem o istek yaş... Hem girişimi mafiş demektir.
Siz bugün okuyorsunuz. Ama bu tahlil 15 Martta yapılıyor.
Hem yayın yönetmeninin emri, hem haftalığın koşulları böyle.
Eh, bendenizde de kehanet yeteneği yok.
Çaresiz kestirmeyle yetineceksiniz
Tahlil doğruysa, 17 Mart da, 18 ve belki 19 Mart da geçti.
Kıyamet yine kopmadıysa, şimdiden "nah şuraya" yazın.
Saddam yine kaldı... Oğul Bush da Baba Bush’un yanına gitti.



 

 

 
sayfa başına dön