|
|
Küreselleşme
ve Savaş
Ergin
YILDIZOĞLU
Küreselleşme ve Savaş 'Çekirdek ve Çatlak'
Bush yönetiminin dış politikasının oluşmasında rol oynayan ''yeni-muhafazakârlar'' olarak da bilinen çevrenin iki önde gelen kuramcısı, Kristol ve Kagan son kitaplarında ( The War Over Iraq ) planlanan işgalin ''Orta Doğu'nun hatta teröristlerin geleceğinden çok öte'' bir anlam taşıdığını, ''21. yüzyılda ABD'nin oynamayı planladığı rol ile ilgili'' olduğunu yazıyorlar. Kissinger da ''Önleyici vuruş doktrininin, ABD dış politikasını belirleyecek... tarihsel bir dönüm noktası'' oluşturduğunu söylüyor. ( Financial Times , 21/03) İyi de, nasıl bir rol ve ne yönde bir dönüm noktası?
'Pentagon'un yeni haritası'
ABD Deniz Harp Akademisi 'nden ve Council on Foreign Relations 'dan Prof P.M Barnett , Savunma Bakanı Rumsfeld 'e danışmanlık yapıyor, Pentagon 'da üst düzey brifing'ler veriyor. Barnett'in, The Pentagon's New Map başlıklı yazısında
(Esquire, Mart 2003), ''ABD'nin neden savaşa gittiğini ve bundan sonra da gitmeye devam edeceğini'' açıklarken, bu tür tartışmalarda hemen hiç gündeme gelmeyen küreselleşmeyi devreye sokan yaklaşımı oldukça aydınlatıcı oldu.
Hatırlarsanız, Kissinger, Fukuyama, Alan Friedman (Lexus and the Olive Tree), Kagan (New American Century), Kristol (Weekly Standard) gibi yazarların küreselleşmeyi ABD'nin ekonomik, kültürel ve siyasi normlarının dünya üzerinde yayılması ve kabul edilmesi olarak gördüklerini birçok kez aktarmıştım. 1997 ve 2001'de yayımlanan Quadrennial Defence Review (Dört Yıllık Savuma Değerlendirme) raporları, küreselleşmenin korunmasını ve geliştirilmesini (piyasalarının, enerji ve doğal kaynakların ABD'nin erişimine açık kalmasını) ''yaşamsal ulusal çıkarlar'' listesine koymuştu .
Diğer taraftan, yine birçok kez değindiğim gibi küreselleşme aslında oldukça sınırlı kaldı, ve bugün ''çökmüş devletler'', devletsiz alanlar olarak tanımlanan bölgeleri yarattı.
Bu alanlar küreselleşme sürecinin dışında kaldılar ve örgütlü suçlarla
'terorizm' için verimli topraklar oluşturdular. Üstelik bu alanlar Prof. Klare 'nin ( The Resource Wars - Kaynak Savaşları) altını çizdiği gibi, çoğu kez petrol, değerli ya da stratejik madenler, su kaynakları, enerji taşıma yolları bulunan alanların hinterlandında bulunuyordu. Nihayet birçok kez, bugün dünya ekonomisinde büyük bir kapasite fazlası /talep yetersizliği sorunu olduğunu da vurgulamıştım.
Prof Barnett'in Rumsfeld ve Pentagon 'a yol gösteren haritasına göre dünya bugün iki bölgeden oluşuyor. Birincisi, küreselleşmiş ve işleyen bir çekirdek
(Functioning Core): Kuzey Amerika, Güney Amerika'nın büyük çoğunluğu, Avrupa Birliği, Putin Rusya'sı, Japonya, yükselen Asya, özellikle Çin ve Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika. İkincisi, Entegre edilememiş ''çatlak''
(''Non-integrating Gap''): Geriye kalanlar. Küreselleşmiş çekirdek , istikrarlı ve güvenlikli bir bölge (Ama talep yetersizliği ve kapasite fazlası sorunuyla karşı karşıya-E.Y) ''çatlak'' ise tehlikeli, tehdit edici, istikrarsız, (ama küreselleşmeye entegre edildiği takdirde, fazla kapasiteyi emecek, fazla sermayeyi değerlendirebilecek, yeni tüketici talebi ve yatırım alanları vaat ediyor. -E.Y) bir bölge.
Barnett'e göre ABD'nin bundan böyle uzun dönemli stratejisi, bu ''çatlağı'', birbirini izleyecek savaşlarla kapatmak (çekirdeğin kullanımına açmak-E.Y) olacak. Bu strateji bağlamında ''Çekirdek'' le ''çatlağı'' birbirine ''teyelleyen'' şeritteki, Meksika, Brezilya, Güney Afrika, Fas, Cezayir, Yunanistan, Türkiye , Pakistan, Tayland, Malezya, Filipinler, Endonezya vb. devletler ayrıca önem kazanıyor.
Barnett'in Rumsfeld ve Pentagon 'a önerdiği strateji şöyle 1) Merkezin bağışıklık sistemini, 11 Eylül gibi olaylara tepki kapasitesini güçlendir. 2) ''Teyelleyen şeritteki'' devletlerin güçlü bir duvar (''fire
wall'') oluşturmasını sağla 3) Çatlağı giderek daralt ve yok et. Bu stratejinin uygulanması açısından, bugün en mükemmel örnek Ortadoğu. Irak da ilk vuruş noktası. Prof Barnett de bu savaşı ''ABD, nihayet bu 'çatlağı' stratejik bir tehlike olarak saptayıp, hesaplaşmayı amaçlayan, uzun erimli bir askeri stratejiyi benimsediği için'' desteklediğini söylüyor.
İmparatorluk ve imkânsızlık
Barnett'in önerdiğinin, bir anlamda ''çatlağı'' , (aslında, küreselleşmenin altında yatan talan ve sömürüyü görünür kılarak, ''çekirdeğin'', istikrarını bozan ''gerçeğini'' ) ortadan kaldırarak, zamanı- (küreselleşme) ve mekânı (tüm dünyayı), ABD çıkarlarına bağlı olarak örgütleyip o haliyle ''ebedileştirmek'' (''Tarihin sonuna'' ulaşmak) gibi imkânsız bir imparatorluk projesi olduğu söylenebilir.
Koalisyon kalabalık görünmeye çalışıyor
Hatırlarsanız, daha önce, ABD'nin hegemonyasının neden yeniden kurulamayacağının tarihsel (artık güç dengeleri 1950'deki gibi değil), yapısal (genel ekonomik kriz ve bunun içinde, yeni bir kırılganlıkla dışa bağımlı ABD ekonomisi) nedenlerini tartışmış, bu sorunu, askeri gücüne dayanan bir imparatorluk projesiyle de aşamayacağını savunmuş, ancak durdurulamazsa etrafına büyük zarar vereceğini ileri sürmüştüm.
Irak savaşı süreci bu savları destekliyor. ABD Senatosundan senatör
Byrd' nin sözleriyle ''Tarihin bu en güçlü, zengin ve en güzel ülkesi'' BM Güvenlik Konseyinde kendisini destekleyecek 9 ülke bulamadı'' . Üstelik ancak rüşvetle, tehditle kurabildiği ''koalisyon güçleri'' içinde ''İşleyen çekirdek'' ten, Kanada, Fransa, Almanya, Rusya, Çin, ''teyelleyen şeritteki'' ülkelerden de Meksika, Brezilya yok. Bu yüzden koalisyon ''çatlak'' bölgesinden ülkelere dayanarak kalabalık görünmeye çalışıyor. Bu sırada ''İşleyen merkezin'' , BM ve NATO hatta AB gibi kilit kurumları, hatta DTÖ'ye göre serbest ticaret, dünya ekonomisi, ciddi yaralar alıyor.
İlginç olan şu ki, Bush yönetimi bu gelişmelerden hiç şikâyetçi görünmüyor. Pentagon'un Savunma Politikası Paneli Başkanı Perle , ''BM'nin ölümü için Allah'a şükürler olsun'' başlıklı yazısında
''Saddam çabuk yıkılacak, onunla birlikte BM'nin 'yeni dünya düzeninin' temeli olduğuna ilişkin fantezi de...'' diyor ( Spectator , 20/03) . Sakın, ABD yeni stratejisini yaşama geçirirken, uluslararası düzeni daha da bütünleştirmek yerine, önce imparatorluk projesini engelleyecek muhalefeti etkisiz kılmak için bilerek yıkmaya başlamış, hatta daha da önemlisi buna mecbur kalmış olmasın?
ABD'yi ekonomik zaafı zorluyor
Özetle, ABD, kendi liderliği altındaki bir küreselleşmeyi sürdürmek ve geliştirmek istiyor. Ancak ekonomik zaafları ABD'yi bu amacına ulaşabilmek için salt askeri gücüne dayanan bir imparatorluk projesini benimsemeye zorluyor.
Bu paradoks içinde debelendikçe de, ABD, küreselleşmeyi ayakta tutabilecek kurumsal yapıları kendi eylemiyle yıkmaya başlıyor; projesine karşı yeni ve güçlü ittifakların oluşmasına neden oluyor. Ve tüm bunlar, bir mali genişleme sürecinin ardından (1985-1998/99), bir küreselleşme sürecinin daha, kendi ürünü olan siyasi ve ekonomik çelişkiler altında çökmeye başladığını gösteriyor, aynen 100 yıl önce olduğu gibi. Bundan sonra uzun bir süre kargaşa...
|
|
|