|
HEY! TAMAM
DOSTUM... SEN BİTTİN!..
Halil
NEBİLER
Hans Blix, tamam
dostum, sen bittin.
Değil mi ki
Cumhuriyet’in iç sayfalarında tek sütuna demecini okudum, sen
bittin. Bağdat başta olmak üzere bütün Irak tarihin en yoğun
bombardımanı altında, Cenevre Konvansiyonu’nun yasakladığı
misket bombası, yarım atom bombası demek olan seyreltilmiş
uranyum kadınların, çocukların, yaşlıların, gençlerin,
sivillerin ve askerlerin üzerine yağıyordu. Ne diyordun öyle:
“...Çok merak
ediyorum, acaba Saddam Hüseyin Scud füzesi kullandı mı? Kullandıysa
bu Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı, yasağa karşı çıkmış
olur...”
Bir insanın bunları
söyleyebilmesi için utanma duygusunun kalmamış olması
gerekmiyor mu?
Bu insan mı
aylarca Irak’ın, Türkiye’nin ve barışın kaderini ellerinde
tuttu. Uluslararası hukuku temsil ettiği iddia edilen Birleşmiş
Milletler’in silah denetçisi bu insan mıydı?
Amerikan Savunma
Bakanı diye çağırılan Donald Rumsfeld... Sen de bittin. Sen artık
bir zombisin... Yüzüne bakınca insanlar arkandaki duvarı görüyor.
Amerikan
televizyonları CNN ve FOX, saldırının ilk ve ikinci günlerinde
Iraklı esir askerleri gösteriyorlar. İnsanların üstleri aranıyor,
ellerine kelepçe vuruluyor. Bu görüntüler yayınlanıyor.
Sonraki günlerde ABD-İngiliz koalisyonu, Iraklı askerlere teslim
olma çağrısı yaparak televizyonlarda esir Irak askerlerine nasıl
iyi davrandıklarını ayrıntılı biçimde yayınlıyorlar. Saldırının
dördüncü günü, Katar’dan yayın yapan El Cezire televizyonu
(Irak televizyonu değil) Amerikalı esir askerlerin görüntülerini
yayınlıyor. Rumsfeld bey gürlüyor:
“Esir askerlerin
sorgularını ve görüntülerini yayınlamak Cenevre
Konvansiyonu’na aykırıdır”
Yani, Irak savaş
suçu işledi demeye getiriyor. Biz de amiyane tabirle,
“yiyoruz”.
Bunu bize yedirmeye
çalışan ABD Savunma Bakanı’dır, ABD ordusundan sorumludur ve
Irak’a saldırının adını “Irak’ı özgürleştirme
operasyonu” koyan yönetimin bir üyesidir.
Eski Dışişleri
Bakanı İsmail Cem, Türkiye’yi büyük sıkıntılara sokan
Ecevit hükümetinde görev yaptı. Eski solcu. Sabetaycı...
Özellikle son yönüyle
Pentagon’u iyi bilen ve özellikle Pentagon’da sevilen bir
politikacı. Pentagon, yahudi lobisinin çok etkisinde bir Amerikalı
kurum ve Cem onlara çok yakın.
İsmail Cem, bir
Amerikan televizyonunun Türkiye şubesinde konuşurken AKP
politikalarını eleştiriyor, Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmek
için ABD’den izin istemesini kınıyor ve “Ulusal çıkarların,
ulusal güvenliğin Kuzey Irak’a girmeni gerektiriyorsa girersin.
Kimseye sormazsın. ABD Afganistan’a, Irak’a girerken sana mı
sordu” diyor.
Karşısında
Cengiz Çandar var. Hani bir tartışma programında, “Bi dakka,
bi dakka... Burada Türklüğünden şüphe edilmeyecek biri varsa o
da benim. Çandaroğulları soyundanım. Çandarlı Halil Paşa’nın
torunlarındanım” diyerek en büyük Türk’ün kendisi olduğunu
söyleyen Cengiz Çandar.
Amerika’ya yakın
İsmail Cem, “Amerika’ya sormadan girersin” der demez, olağanüstü
insiyaki, gayri iradi bir biçimde atılıp, “Bi dakka, nereye
giriyorsun, kim çağırdı seni oraya” diye sormaz mı?
Şimdi tut en başından
“Ulusal güvenlik, ulusal çıkarlar” falan diye Cengiz’e
anlat işin yoksa...
Hey sen, sen bittin
Cengiz, bittin sen dostum, tamam...
CNN International
televizyonu bu saldırıda “videofon” denen yeni bir tür kamera
kullanıyor. Hiç öyle donanıma gerek kalmadan kameradan canlı
yayına girebiliyor. Kameraman ve muhabir, Amerikan tanklarından
saniye saniye canlı saldırı, canlı istila seyrettiriyorlar.
Anlattıkları şey de koalisyon birliklerinin Irak’ı ne kadar hızlı
bir biçimde işgal ettikleri, karşılarında hiç bir şeyin
duramadığı, Iraklıların kendilerini çiçeklerle, şarkılarla
karşıladıkları. Ve fakat saldırının dördüncü günü öğle
saatlerinde...
A’na...
Daha iki gün önce
Amerikalıların ele geçirdiklerini ilan ettikleri Um Kasr’da işgal
kuvvetleri yoğun ateş altında kalıyorlar. Olacak şey değil. Bu
Iraklılar şaşırmış. Kendilerini “özgürleştirecek” olan
Amerikalılara direniyorlar. Oysa Amerikalıların kullandıkları
tanklar, toplar, zırhlı araçlar, Hummer cipler, gaz maskeleri...
Hepsi Holywood filmlerinden fırlayıp gelen yenilmez kahramanlar.
Bunların karşısına allahın gariban Arapları nasıl çıkabilir
ki!..
CNN International
muhabiri çok şaşırıyor. Şunları söylüyor:
“Anlamıyorum.
Birkaç saatte halledilmesi gereken bu operasyonun dördüncü günündeyiz
ve hala birkaç Iraklı direniyor.”
Siyasal-ideolojik
altyapıdan ve tarih bilgisinden yoksun gazetecilik bu kadar olur.
Mesela, 1915’te,
Gelibolu’da İngiliz ve Anzak askerleri de aynen böyle şaşırmışlardı.
Stalingrad önlerinde
Almanlar da aynen böyle şaşırmışlardı.
CNN bilmiyor.
Bir şeyi daha
bilmiyor CNN... Birinci körfez savaşında tek kale maç yapıyordu
CNN. Şimdi El Cezire’si var, Katar televizyonu var, bilmemnesi
var... Artık Baltık denizinde batan tankerden akan petrole bulanan
deniz kuşunu Saddam kurbanı olarak anlatabilmek o kadar kolay değil.
CNN, dostum sen
bittin, tamam mı? Bittin sen.
Ertuğrul, sen de
bittin, tamam mı?
Rumsfeld’le, Hans
Blix’le, CNN ile, FOX’la, Nusaybin’den Mersin’e kadar olan
hattan çekilen Amerikalılarla birlikte sen de bittin. Bağdat’a
yağan bombalara küfreden milyonlarca savaş karşıtının gözünde
biten Amerika sevgin ve hala içindeki dağları bekleyen Amerika
korkunla birlikte sen de bittin.
Pazar günkü (23
Mart 2003) Hürriyet’in birinci sayfasında bir fotoğraf yer aldı.
İki Irak askeri, bulundukları siperde belli direnmişler, naçar
kalmışlar, beyaz bayrak çekip teslim olmak istemişler. Fakat
direnirken Amerikan-İngiliz koalisyonunu biraz fazla yıpratmışlar
her halde... İşgalciler binlerce yıllık savaş kuralını
uygulamaktansa, basıvermişler tetiğe. Teslim olana kılıç çekilmez
kuralı iğrenç biçimde ayaklar altına alınmış.
Ertuğrul diyor ki:
“...En başta
teslim olacaktınız. Teslim olmakta geç kaldınız...”
Ertuğrul bunu yıllardır
diyor. Savaş sürecinde ise aylardır:
“Amerika ne derse
onu yapalım. Kuzey cephesini açıp paraları cebe indirelim. Zamanında
teslim olalım. Sonra her şey için çok geç olur.”
AKP’ye kızgınlığını,
Iraklı askerlerden çıkarıyor. Niye, diyor, zamanında teslim
olmadınız. Bak, işte Amerika’ya direnmenin sonu...
Ertuğrul anlamıyor.
O Iraklı iki
asker, yurtlarını savunuyorlardı.
Başlarındaki
diktatör de olsa, yurtları onların yurtlarıydı. Gidilecek başka
vatan yoktu onlar için. Ceplerinde dolar yoktu.
Irak’lı
yurtseverlerin vatanlarını korumak için sonuna kadar savaşacaklarını
biliyorum.
Diğer ihtimal.
Irak yenilebilir
de...
Ama galiptir bu
yolda mağlup.
Korku İmparatorluğu
ABD’nin fiyakası iki olayda bozuldu.
İkiz kuleler olayı...
Irak’a saldırı.
Bu iki olay,
ABD’nin karşısına çıkılamaz, direnilemez, yenilemez, zarar
verilemez imajını bozdu. Bir daha geri gelmemek üzere gitti bu
imaj.
ABD yenilir,
yenilecektir.
Irakta? Irakta
olmazsa Türkiye’de.
Hey tamam ABD, sen
bittin artık.
|