Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 


AMERİKALI GİBİ YAŞAMAK

Dr. Ergun GÖKNEL

(American Way of Life)

Amerikalı gibi yaşamak kavramı çok bilinen, çok duyulan bir söz. Peki, ne anlama geliyor? Hiç düşündünüz mü? Irak savaşı öncesi olayları, Irak’a saldırının başlaması ve savaş sonrası için yapılan planlar bize bu konuda bir şeyler öğretti mi? Umarım öğretmiştir ve de öğretecektir.

Hakkın, evrensel hukukun, tüm insanlığın çıkarlarının geçerli olduğu bir dünya bu kavramın içerisinde yer alıyor mu? Yoksa yalnızca, bir tutam insanın çıkarları düşünülerek yeni bir dünya mı kurulmak isteniyor

Önce “Amerikalı” kimdir? Bir bakalım!…

Öncelikle bilelim ki sıradan “Amerikalı”, yani kasabalı “Amerikalı” ne uygardır ne ilericidir ne de demokrattır. Küçük burjuva özelliklerinin tümüne sahip olan bu “Amerikalı” tutucudur, yobazdır, kibirlidir, dedikoducudur ve de en kötüsü cahildir. Tek ölçüsü paradır.

Aile bağları son derece zayıftır. O kadar zayıftır ki, anası, babası veya diğer yakınları onun işine yaramadığı zaman onları aklından siler. En iyi olasılık onları bir huzurevine yerleştirir. Sene de iki kez Noel ve şükran gününde (Thanksgiving) onları ziyaret eder. Bundan sonra da görevini yapmış insanların vicdan rahatlığıyla yaşar.

“Amerikalı” dünyaya ileri teknolojiyi  getiren adam mıdır? Yoksa, başka ülkelerde ileri teknolojiyi son aşamasına kadar geliştiren kişileri ülkesine transfer ederek onların birikimini sömüren adam mıdır?

“Amerikalı”, binlerce üniversitesinde yüksek kaliteli öğretimin yapıldığı bir ülkede yaşayan adam mıdır? Yoksa Binlerce üniversitesinden birkaç tanesinde gerçekten kabiliyetli, akıllı ve çalışkan kişileri Amerikalı olsun veya olmasın, yetiştiren, ve sonra da bu insanları gene bir tutam insanın çıkarları için çalıştıran adam mıdır?

“Amerikalı” daha kırk yıl öncesine kadar en güçlü ırk ayrımcılığının yaşandığı bir ülkenin yurttaşı mıdır? Yoksa bugün ırk ayrımcılığını kaldırdığını iddia ederek, ekonomik olarak en yoğun ayrımcılığı uygulayan bir ülkede yaşayan adam mıdır?

“Amerikalı”yı tanımak için bir tek gerçeği dahi hatırlamak yeterlidir. Bugüne kadar ABD Başkanı olabilmiş tek Katolik John F.Kennedy’dir. O da daha henüz çözülemeyen veya çözülmesi istenmeyen bir suikasta uğramıştır. Aksi halde ABD Başkanlığı WASP (White-Anglosaxon-Protestant) zümresinin tekelindedir. Ne bir kadın, ne bir Afro-Amerikalı, ne  bir Latin-Amerikalı, ne de Hıristiyan olmayan bir Amerikalı Başkanı olamamıştır. Tutucu “Amerikalı” için başkanlığa layık kişi Beyaz-Anglosakson-Protestan olandır.

“Amerikalı” en fazla 250 yıllık kültürü(!) ile garip bir durumdadır. Parasının gücü ile kültür sahibi olabileceğini sanır. İngiltere’den şatoları sökerek Amerika’ya taşır. Veya Avrupa ressamlarının tablolarını toplayarak çok değerli koleksiyonlar meydana getirir. Para ile kültür sahibi olunamayacağını hiç aklına getirmez. Kültür zaman ve emek harcanarak elde edilen bir özelliktir. Nesilden nesile geçen geleneklerin, deneyimlerin, estetiğin ve tüm güzelliklerin bileşkesidir.

En basit kültür göstergesi olan yemek zevki, damak tadı ancak asırların deneyimi ile oluşur. Aksi halde McDonalds ve Burger King tadından ileri gidemezsiniz. İçki olarak da Coca-cola içmeye mahkum olursunuz. Hele şarap çeşitleri, konyak ve şampanya çeşitlerini hiç anlamazsınız. İçki listesinde sıralananların en pahalısının, en iyisi olduğunu sanırsınız.

Sonuçta, böyle bir kültür anlayışına sahip “Amerikalı”nın Bağdat gibi, Kerbela gibi, Necef gibi İslam kültür ve inanç merkezlerini gözünü kırpmadan yok etmesini anlamak güç olmasa gerek.

“Amerikalı” her şeyi paranın ölçüsü ile gördüğü için, dünya insanlarını sağlığı için gerekli çevre anlaşmalarını imzalamaz. Onun için esas olan doğayı sömürerek rahat ve konforlu yaşamaktır. Bu yaşam şeklini de “uygarlık” olarak adlandırır. 

“Amerikalı” Vietnam toprağındaki haksız savaşını sürdürürken, yok ettiği kilometrekarelerce ormanın Tanrı’nın insanlığa bir hediyesi olduğunu düşünmez. Onun için önemli olan kendine düşman saydığı “diğerleri”ni nasıl en kolay yok edeceğidir.

“Amerikalı” için bir “diğeri” gereklidir. Bu önce Kızılderili Amerika yerlileridir. Sonra güneydeki feodal kalıntılardır. Daha sonra beyaz ırktan olmayanlardır. Ve sonra komünistlerdir. Şimdi de İslam dinine inananlardır. 11 Eylül terörü “Amerikalı”ya bu olanağı tanımıştır. Artık yeni bir “diğeri”ne karşı tüm gücü ile saldırabilir.

“Amerikalı” insan haklarını hiçe sayar. İnsanlık suçu işleyenlerin muhakeme edilmesi için yapılan anlaşmaları imzalamaz. Bu anlaşmalar  “Amerikalı” dışındakiler için geçerlidir. “Amerikalı” ne yaparsa doğru yapar.

“Amerikalı” istediğinde, istediği ülkeye bombalarını, füzelerini yağdırır. Amaç “demokrasi”yi kurmaktır. Kendi peşinde, her istediğini yerine getiren yönetimlerin ülkelerinde ne tür  bir rejim vardır düşünmez. Düşünmek işine gelmez.

O en büyüktür. Her zaman doğruyu düşünür ve doğruyu uygular. 

Tüm bu davranışları karşısında sevilmeyen “çirkin Amerikalı” durumuna düştüğünde de. “Bizi kıskanıyorlar, onun için sevmiyorlar.” diye düşünür. Düşünür ki, kendisini sevmeyenler “solculuk modasına” kapılanlar ve “sapık İslamcılar”dır. Londra’da, Roma’da, Paris’te barış için yürüyen milyonlarca kişiyi nasıl adlandıracağını bilemez. Onlar “kıskançlar”dır!....

“Amerikalı” bir taraftan dünya egemeni rolüne sahip çıkar, diğer taraftan da insanların kıyılmasına göz yumar. Sonra da,“Sen niye sesini çıkarmadın?” diye hesap sorar.

“Amerikalı”, Vietnam’daki haksız savaşı kaybettikten ve Vietnam kurtuluş savaşçıları tarafından kovulduktan sonra, Kamboçya da Pol Pot yönetiminin yaptığı kıyım için neden ses çıkarmadınız diye sorar. Bilmez ki bu vahşice yönetim başka bir vahşete tepkidir.

Ermeniler Azerbaycan’a saldırıp iki milyon Azeri’yi yurdundan ettiğinde ağzını açmaz. Sonra da “Sen neden sesini çıkarmadın? Diye sorar. Bilmez ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve halkı ile Azerilere, ABD’nin karşı gelmesine rağmen yardımcı olmuştur. Yüzlerce gönüllü Azerilerle birlikte çarpışmıştır. ABD ise bırakın Ermenistan’ın eski sınırları içine çekilmesini istemek, Azeri göçmenlere insancıl yardımda dahi bulunmak zahmetine girmemiştir.

Yüz binlerce Bosnalı’nın Sırp vahşetinde can vermesine göz yuman kimdir? Avrupalı’nın ve Amerika’lının sessiz kalması bu vahşetin başlıca sebebi değil midir? “Amerikalı” bilmez ki Türk halkı Bosna’ya gerçekten kudretinin üzerinde maddi ve manevi yardım yapmıştır. “Amerikalı” vahşeti seyrederken, Türkiye’den giden gönüllüler Bosnalıların yanında Sırplara karşı savaşmaktaydı. Avrupa Sırpları silahlandırırken, Türk halkı ufak birikimlerini Bosnalılara silah temin edilmesi için bağışlıyordu.

Aynı durum Ruslara karşı bağımsızlık savaşı veren Çeçenler için de geçerlidir. Çeçenistan’da yüzlerce Türk gönüllü olarak çarpışmıştır. Çeçen milliyetçileri parasal yardım görmüştür.

“Amerikalı” ne yapmıştır? Önce, İran’da Tudeh (komünist) partisinin gücünü kırmak için, bu ülkede bir şeriat devletinin kurulmasına göz yummuştur.  Irak’da, Kerbela’da sürgün hayatı yaşayan Humeyni Paris’e götürülmüştür. Paris’in hemen dışında kurduğu siyah çadırında haftalarca basına beyanat vermiş, televizyonlara konuşmuştur. Sonra da kendine tahsis edilen bir uçakla Tahran’a uçarak ülkenin başına geçmiştir.

“Amerika”lı o kadar bilgisizdir ki, Humeyni’nin kendisini dinlemeyeceğini düşünememiştir. 1980 yılında Irak’ı İran ile savaşa teşvik etmiştir. Hem kendisi hem de müttefikleri Saddam’ a her türlü kitle imha silahını satmışlardır. Sekiz yıl süren bu savaşta milyonlarca kişi ölmüştür. Fakat “Amerikalı” ancak kendi petrol çıkarlarını düşünerek İran’daki Humeyni rejimini yıkmak istemiştir.

Sonra Saddam bu silahları kendi yönetimine karşı başkaldıranlara kullanınca aklı başına gelmiştir. Saddam gaddardır. Saddam insanlık dışıdır. Saddam azılı canidir. Bunların hepsi doğrudur da, ona bu silahları verenler nedir? “Amerikalı” bu soruya cevap veremeyen adamdır.

“Amerikalı” bilmez ki, Halepçe’de Kürtlere karşı Saddam’ın kullandığı zehirli gaz vahşetini tek fotoğraflayan bir Türk gazetecidir. Bu fotoğraflar Time, Newsweek gibi dergilere kapak olmuş, dünyada yılın fotoğrafı seçilmiştir.

“Amerikalı” bilmez ki, Saddam vahşetinden kaçan beş yüz bini aşkın Iraklı’ya Türkiye ve Türk halkı kucağını açmış, aylarca onları ısıtmış, beslemiş, barındırmış ve her türlü insancıl yardımı yapmıştır. Avrupa ve Amerika firmalarının Saddam’a verdiği kitle imha silahlarının kullanılmasının sebep olduğu bu vahşet karşısında hangi “Amerikalı”nın kılı kıpırdamıştır?

“Amerikalı” Afganistan’da Taliban canavarını yaratmıştır. Bu yolla Sovyetlerin Afganistan’ı işgaline engel olacağını sanmıştır. Yirmi yıl sonrada kendi yarattığı bu canavarı yok etmek için dünyayı seferber etmişti

İşte “Amerikalı” akılcılığı budur. Eksik olsun böyle akılcılık.

“Amerikalı”nın dostluğu ancak bir tutam insanın çıkarlarına hizmetle var olacaksa, eksik olsun.

Başkanı İncil’e el basarak yemin eden “Amerikalı”ya Tanrı’nın akıl, fikir ve vicdan vermesini tüm kalbimle diliyorum

İnsanlık tarihine vurulan bu kara lekeye halkımın ortak olmamasını da Tanrı’nın bir lütfu olarak görüyorum.

 
sayfa başına dön