| .. |
a p a ç ı k
|
Özür Dileriz:
Sayın Erol Toy'un önceki sayımızda yayınlanması
gereken yazısı
bilgisayar azizliğine uğrayıp uçmuş; biz de
iyi denetleyememişiz.
Sayın TOY'dan ve okurlarımızdan özür dileyerek
yayınlıyoruz. |
|
Ne Dersiniz ?
Erol
TOY
Anımsayıp anımsatmak yararlı.
Yarından sonra 30 Ağustos.
Öbürgün, 1 Eylül. Dünya barış günü.
Beyni küreselleşme teknesinde çitilenmiş çok kişi 1 Eylül'ü kolay anlar. Ama 30 Ağustos'u, emeklilerine madalya veren generallerin devir teslimini son model silâhlarla geçen birliklerin kutladığı... Fener alaylarının şenlendirdiği bir tören sanıp dünya barışıyla ilgisi ne, diyebilir.
Ama ilki 1922, sonraki 1945 öncesi dünya ve insanlık halini çağrıştığı için çok ilgisi var.
Gelin yüzeyden bir bakalım.
30 Ağustos 1922'den 4 yıl önce Birinci Dünya Savaşı İttifak Devletleri'nin ( Almanya, Avusturya-Macaristan, Osmanlı İmparatorlukları ile Bulgaristam Krallığı.) İtilâf Devletleri, (ABD, İngiltere, Rusya, Fransa, İtalya, Japonya, Belçika, Romanya, Sırbistan, Portekiz, Çin, Yunanistan ve bazı Güney Amerika Devletleri.) önünde kesin yenilgisiyle bitmiş. Yenenlerden Rusya devrim yelinde çözülmüş... Yenilenler çok ağır koşullara boyun eğmek zorunda kalmış. Ve yenenler, kılıç hakkı olarak ülkeleri paylaşmışlardı.
8,5 milyon kadın. 2 milyon yaşlı ve çocuk. Kalan 2 milyonun yarısı savaşlardan sakat ve yorgun, 13.5 milyon yoksun ve yoksul Anadolu insanı.. Ana-babamız.. Nine-dedemiz.. Yâni bizim insanımız... Uzak Asya'dan gelip / Bir kısrak başı gibi Akdeniz'e uzanan yurdunun dört bir yanından dünyanın efendileriyle yardakçıları tarafından işgale başlandığını görmüştü.
Ve gördüğü an, İttihatçı, İtilâfçı... Sosyalist, Bolşevik.. Dinli, dinsiz.. Alevi, Sünni.. Kürt, Laz.. Çerkes, Gürcü.. Boşnak, Arnavut.. Arap, Türk.. Hatta yer yer Yahudi, Ermeni ve Rum da içinde, fesli, hotozlu, sarıklı kalpaklısıyla kongre üstüne kongre... Miting üstüne miting düzenleyip... Önce kendi içinde barışıp birleşmiş. Ve hiç gözünü kırpmadan ülkesini işgal eden 7 düvele, ( Deyimi geçmişin kof övüncü sananlara not ; 7 düvel Paris Konferansı'nın başındaki Amerika, İngiltere, Fransa, İtalya, Rusya, Ermenistan, Yunanistan'ın toplamıdır. ) karşı başkaldırıvermiştir.
Böyle bir isyanı bastıracak güç yoktur.
İşte 30 Ağustos 1922 bunun somut kanıtı... 19 Aralık 19l8'de Dörtyol'un Karakese'sinde Kara Hasan ya da Mehmet'in attığı 11 kurşunla başlayan direnişin son düşmanı da bozguna uğratarak yengiyle noktaladığı.. Ve çağın efendisi 7 düveli Lozan'da bir masanın çevresinde toplayıp dünya barışının ilkini dayattığı gündür.
1 Eylül 1945 ise ; Birinci Dünya Savaşı yenilgisini, dirençle taçlandıramayan Alman halkı ve kapitalistlerinin... Kendi aralarındaki sorunları büsbütün artırıp... Tutsaklığın soylu bir toplumca dayanılmaz onursuzluğunu Hitler çılgınlığıyla örtmeye kalkışmasının hüsranla sona erdiği gün.
Ama bedeli çok ağır ödenmiş... Dünyanın dört bir yanında 100 milyona yakın insanın yitirilmesine. Sadece Avrupa'nın 56 milyon genç ve üretken insandan yoksun kalmasına neden olmuş bir dünya savaşının bittiği gün olarak hep anımsansın... Ve bir daha yinelenmesin istenmiş.
Ama o güzel istek savaşları durdurmuş mu?
Artık küresel iletişim çağındayız. Dünya el kadar ekranların içinde dönüyor. Ve her köşe, en ince ayrıntısıyla insanların gözleri önüne sriliyor.
Yine de uzak nasılsa uzaktır. Yakın çevreye bakın. Dünya Barış Günü'nde savaştan başka bir şey görecek. Çığlıktan gayrı ses duyacak mısınız ?
Bütün bunların nedeni sadece silâh üretici ve tâcirlerinin sömürü hırsı mı dersiniz ?
Ben sanmıyorum.
Yer ve zamanında direnemeyen kişi, kendi geleceğinden çok şey yitirir. Yer ve zamanında direnemeyen toplumlarsa, kendileriyle dünyanın geleceğini yitirmesine gerekçe oluştururlar.
30 Ağustos'la 1 Eylül hakkındaki sav sizce de doğruysa, okumak zahmetine katlanan sivil-asker.. Polis-sanık.. Savcı-tanık. Yargıç-mahkûm.. Okur-yazar.. Aydın-cahil külâhı önümüze koyup düşünmek zorundayız.
Ülkesi işgal edilmiş. Orduları dağıtılmış. Silâhları alınmış yokluk, yoksunluk ve çaresizliğe tutuklanmışken, yengi sarhoşuyla karşılaştığı ilk an ve yerde direnişe geçen Türkiye insanı ana-baba, nine-dedemiz değil mi ?
Değilse yırttık !..
Kimsenin kimseye diyecek sözü yok.
Ama onların çocuklarıysak, yöntem basit... Ve apaçık ortada ; Dâra düşüldüğü an kendini sorumlu ve yükümlü sayarak içbarışını kuracaksın Kendisiyle barışık kişi, her türden ayrılık ve aykırılığı, yurdunu her makam, ücret ve heves... Hatta canından bile çok sevmenin doğal özverisinde temizler. Özveri yarışına giren bir toplum, çok kolay bütünleşir. Ve zorluk ne denli aşılmaz... Sorun ne kadar çözümsüz görünürse görünsün, paylaşmanın hızında yiter gider.
Kanıt kendi azim ve kararımızsa, tanık tarih denilen bilge. Elbet konum, durum ve çıkarım kanıt ve tanıklara uymuyor. O insanlar başkaymış. Bir zaman gökten zembille inmişler.. İşleri bitince çekilip gitmişler, diyorsanız yolunuz açık olsun.
Yok onların o yoklukta yaptığını ben bu varlıkta haydi haydi yaparım kararındaysanız, ne mutlu. Yenginiz ve barışınız kutlu olsun.
|
.. |