Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 


N’OLACAK BU AMERİKANIN HALİ!....

Dr.Ergun GÖKNEL

 

Gerçekten üzülüyorum bu Amerika’nın haline. Doğrusu ne yapacaklarını bilemiyorlar. Demokrasi havarisi olarak dünyaya geldiklerine inanan insanlar birdenbire demokrasi tanımına hiç uymayan her hareketi yapmaya başladılar.

Önce insan haklarını kısıtlamaya başladılar. Güvenlik gerekçesiyle yasaklar koydular. Kendilerinden olmadığına inandıkları “diğerleri” için pek çok kısıtlamalar getirdiler. İnsanlarını aldatmak için bir düşman icat etmeleri gerekiyordu. Bu düşmanı İslam’da buldular. Yüzyıllardır insanlarının çoğunluğunun nefretlerini toplayan “diğer” kavramı içine öncelikle Orta Doğu’luları soktular

11 Eylül olayı ekmeklerine yağ sürdü. Artık bir bahaneleri vardı. Terörle savaşılacaktı. Tabii hedef İslamcı terör örgütleriydi.  Bu terörün kaynağını düşünmediler, düşünmekte istemediler. Yıllardır, kendilerinden çok üstün güçler tarafından ezilen, ellerinden toprakları alınan, özgürlükleri kısıtlanan insanların tek başvuracakları çözüm olarak terör eylemleri kaldığını göremediler. Her zaman kınanacak olan terörün bir sebebe dayandığına inanmadılar. Ve en kötüsü kusuru kendilerinde aramadılar. Terörü doğuran sebepleri ortadan kaldırma gayretini göstermediler.

Afganistan’a saldırdılar. Buradaki çağdışı rejimin kendi halkına uyguladığı terör yönetimini ortadan kaldırdılar. Bu hareketleri kamuoyunda da haklı görüldü. Belki de gerçekten de haklıydılar. Fakat Afganistan’daki yönetim yıkıldıktan sonra ne yaptılar? Bir kocaman hiç. Çünkü sorun aslında yönetimin demokratikleşmesi veya insan haklarına uygun hale gelmesi değildi. Şayet bu düşünce gerçek olsaydı Amerikanın desteklediği sayısız otoriter ve dikta yönetimi pek çok ülkede var olmamalıydı. Hem de bu ülkelerde yaşayan insanların büyük çoğunluğunun muhalefetine karşın.

Amerika’nın tek erişmek istediği, kendi ülkesinin refahı için gerekli kaynakların güvene alınmasıydı. Afganistan bunun ilk adımıydı. Bu amaca erişmek için feodal güçlerle işbirliği yapmakta tereddüt etmedi. Bu güçlerin çağdışı yönetimini, insanların bu yönetim altındaki ilkel yaşamları, ezilmeleri ve hatta insanlık dışı koşullar altında olmaları Amerika’yı hiç mi hiç ilgilendirmiyordu.

İkinci hedef Irak’tı. Irak’ın elinde kitle imha silahları olduğu hatta nükleer silahlar olduğu iddia edildi. Özellikle kimyasal silahların Irak’ta olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyorlardı? Çünkü Irak’ı İran’la savaşması, İran’a saldırması için teşvik ederken, bu saldırıya kışkırtırken verdikleri kimyasal silahları biliyorlardı. Kendi temin ettikleri kitle imha silahlarının Irak’ın elinde olduğunu bu şekilde sessizce kabul ediyorlardı.

Birleşmiş milletler denetçileri ne kitle imha silahları bulabildiler ne de nükleer silahlar. Fakat kurt kuzuyu yemeğe niyetlenmişti bir defa!...

Hak hukuk dinlemeden, dünya kamuoyunun kesin muhalefetine karşın Amerika ve vazgeçilmez müttefiki İngiltere Irak’a saldırdılar. Hesaplarınca Irak halkı diktatör Saddam’dan kurtulmak için onları çiçeklerle karşılayacaklardı.

Büyük Amerika insan unsurunu bilmiyordu, tanımıyordu. Hiçbir zaman da öğrenmeye, tanımaya çalışmamıştı. Amerika için tek geçerli olan güçtü. Güçlü her zaman haklıydı. Dünyada tek haklının insan olduğunu ve insanı öne çıkaran ilkelerin her zaman zafere ulaştığını bilmiyordu. Bilemezdi de, çünkü tarihi bilmek istemiyordu. Vietnam da başına gelenlerden sonra bile.

Afganistan da olduğu gibi, Irak’da da feodal güçlerle ittifakının yeterli olacağını sandı. Kuzey Irak’taki Kürt aşiretleri ile ittifak yaptı. Ve bir kocaman hiç elde etti. Şimdi bir de bu aşiretlerin etrafa saldırmaması için gayret sarf ediyor. Altmış yıllık müttefiki Türkiye’yi gücendirmemeye çalışıyor.

Günahsız kadın ve çocukların füzelerle, akıllı(!) bombalarla öldürenler, Irak halkının direncine şaşıyorlar. Bilmiyorlar ki toprağını, namusunu, malını ve varlığını korumak zorunda kalan insanın gücüne karşı hiçbir teknoloji zafer kazanamaz. Bunu adı Kurtuluş Savaşı’dır. Sonunda muhakkak zafere ulaşır. İşgalcileri yok eder, kaçırır ve zafere ulaşır. Bu dünyanın en büyük gücüdür.

Amerika kibri ile bu savaşı muhakkak kazanmak isteyecektir. Amacına erişmek için denemeyeceği melanet yoktur. Önce insanların haklarını kısıtlar. Doğruyu yazan, söyleyen habercilerin işine son verir. Gerçekleri saklar. A.B.D Başkanı parlak zafere doğru gittiklerini söyler. Bu parlak zafer binlerce insanın, kadın ve çocuğun ölümleri ile gerçekleşse de, onun için Amerika’nın çıkarları en önce gelir. Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası atıldığı zaman ki düşünce tarzı hiç değişmemiştir.

Amerikan bombaları Pazar yerlerine gönderilip, yüzlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına sebep olduğunda, bu bombaların Irak tarafından atıldığını söyleyebilecek kadar düşüncesizdir. Bilmez ki bu sözlerine aklı başında kimse inanmaz.

Bu bahaneleri ve özürleri uydurdukça herkeste bir şüphe uyanır. Acaba Amerika sıkıştıkça kitlesel imha silahlarını kullanıp, sonra da bunları Irak’ın kullandığını mı ileri sürecektir? Başarılı olmak için insanlığa karşı bu haince suçu da işleyebileceklerine pek çok kimse inanmaktadır.

Kesin olan durum, Amerika ve müttefiklerinin saldırılarını kısa bir süre  içersinde zafere ulaştıramayacaklarıdır. Şimdiden sinirleri bozulmuştur. Ne yaptığını bilmez halde “dost ateşi” ile birbirlerini vurmaktadırlar. Kurtuluş savaşçılarıyla mücadele etmek kolay değildir. Adamın işte böyle siniri bozulur. Ne yapacağını bilemez.

Bu şaşkınlık ve başarısızlığın  getirdiği asap bozukluğu içerisinde nükleer bomba bile kullanabilirler. Onlar için insanlık değil, yalnızca kendi çıkarları önemlidir.

Evet, yirmi bir gün içerisinde askerle yürütülen savaşı kazanmış görünmektedirler. Sonrasını beklemekte yarar var. İşgalci olmak öyle kolay bir olgu değildir. Bir sü,re sonra karşılarına olmadık güçlükler çıkacaktır.

İşbirlikçileri ile bu ülkeyi yönetebileceklerini düşünüyorlarsa, büyük bir gaflet içindedirler. Irak’ın kurtuluş savaşı zafere ulaşıncaya kadar devam edecektir.

Farkında değiller ki birkaç yıl önce fantastik bir hayal olan medeniyetler çatışmasının gerçek olması için her hareketi yapmaktadırlar. Seksen yıldır gerçekleşemeyen Arap milliyetçiliğinin ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Bin dört yüz yıllık Sünni – Şii çatışması da kısa sürede ortadan kalkacaktır.

Teknolojiden başka bir şey düşünmeyen Amerika insan unsurunu tümüyle ihmal etmenin cezasını çekmektedir ve çekecektir. Ne yazık ki Amerika kendisi ile birlikte pek çok ülkeyi de aynı girdabın içine çekmektedir.

Sormak gerekir: N’olacak bu Amerika’nın hali. Hep birlikte bir çözüm üretelim. Bu zavallıları daldıkları gaflet uykusundan uyandıralım. Yoksa başta kendilerini, sonra da dünyayı yok edecekler.

 

 

 

 

 
sayfa başına dön