|
Ç i m d i k
Kan Davası
Refik
Baydur sağolsun !..
Cevher
yumurtlamasa konusuz kalacağız.
Yine
açmış bayramlık ağzını !.. Esmiş savurmuş !..
Ona
göre İş Güvencesi yasası Ecevit’in kan davası imiş !..
Beyimiz
çok bir haklı !..
Firavun
Tutankamon kölelere neden ?
“Yaşamınızın
gerekçesi çalışmak...” Der.
Çalışana
yasal güvence mi olurmuş ?
Senin
işçi dediğin işyeri kapısına asılan yarım ekmeğe ağzı
sulanacak... Her an işten atılırsa ondan mahrum kalacak... Bu yüzden
de patronu ol derse olacak... Öl derse ölecek köle takımıdır.
Güvence
ne demek ?
Güvensizlik
cehenneminde tir tir titremeli.
Milyonların
o yarım ekmek için aç kurtlar gibi sıra beklediğini.. Tanrının
yeryüzündeki gölgesi sahibinin hiçbir gerekçe göstermeden onu
sokağa... Ekmeği milyonlardan kime isterse atabileceğini hiç aklından
çıkarmamalı.
Ve
kovulmamak için ne isterse vermelidir.
Emek
mi ?
Zaten
emrine âmâde...
Kan
mı ?
Derhal.
Ten
mi ?
Lâfı
mı olur ?
Biraz
savsar... Azıcık mızıldanır... Minnacık direnirse ?
Yallah
!..
Açlar
ordusunun içine.
Sendikalar
mı ?
Geç...
O
1960’lı yıllarda kaldı.
Üstünden
kaç darbe, kaç yasa geçti.
Sendikaların
tırnakları... İşçilerin dişleri söküldü.
Öyle
boykotmuş... Direnişmiş... Grevmiş, çoktan “aut.”
Şimdi
yasal güvence dilenciliğiyle, “meydanları doldururuz,”
karavanası “in.”
Eh,
öyle sendikaların böyle işvereni olur.
Ve
işçilerin en temel hakkı... İş güvencesi, Hükümetini
vaktiyle düşürdükleri için kan davası güden bir Başbakanın
intikamına kalır.
Eee
!..
O
da seçmen oyuyla çöpe atıldığına göre ?
Seçmen
oyuyla gelmiş Hükümet, yasasını da çöpe atıverir.
Dilim
dilim dilinmiş sendikalar birleşeceğine, birbirini suçlar...
Sendikasız işçiler sendikalaşacağına, yalvar yakar Cumhurbaşkanı
vetosundan medet umar. Yarım
ekmeğin derdine düşmüş işsizler de, onlar atılsa da, sıra
bize gelse diye karşıdan bakar.
“Hak
verilmez, alınır...” Diyen de o sözü ettiğine yanar.
Değil
mi ?
Patronlarımızın
en bir baş patronu Refik Baydur efendimiz ?
Kerkük ve Diyarbakır
Ağızları
dert görmesin !..
Molla
Mesut Barzani buyurmuş ki, “Kerkük Kürt kentidir.”
Ekselâns
Talabani, durur mu ?
Daha
ötesine geçmiş ;
“Kerkük’ü
ağzına alan, Diyarbakır’ı avucunda tutmalı.”
Gördünüz
mü başımıza gelenleri ?
Kürt
kardeşlerimiz Anglo-Amerikan askeriyle kol kola girdiler.. Onların
temizlediği Irak siperlerine... İzin... Hoşgörü... Destek her
neyse komutasında Musul’la Kerkük’e daldılar...
Üstelik
güzelce yağmaladılar ya !..
Ne
deseler hakları !..
Kerkük’le
Musul’u alırlarsa !..
Öyle
yağma, çapul, soygun değil ama...
Hırsızın
ahmağı kendi evini soyar.
Galiba
o defteri geçen hafta kapadık.
Geçelim...
Geçelim
de, önümüzdeki haftaların gündemine gelelim.
Alın
size bir bağış da bizden.
Gerçekten
Kürt Devleti kurar... Kerkük’ü başkent... Musul’u işkent
yaparlarsa Diyarbakır az gelir.
Sınırın
beri yakasında Mardin var... Şırnak, Batman, Hakkâri, Van var...
Hatta Antep, Maraş ve Urfa dahi var.
Başlarına
takılan Gazi... Kahraman... Şanlı, ünvanları palavra.
Karayılan’ın
;
“Vurun
Kürt uşağı,
Vurun
Türk uşağı,
Kavga
günüdür...” türküsü mankenlerle popçuların tatavası.
Oralar
ahalisinin en dar zamanda Fransız, İngiliz askerleriyle Amerikan gönüllülerinin
kıramadığını, ya İskenderun körfezine... Ya Cudi eteklerine
sepelediği tevâtür.
Hatta
Apo da, Diyarbakır’da başlayan tavla partisini bitirmek
için İmralı’da.
Siz
ki, başında Anglo-Amerikan zorbalarının zafer çelengini taşıyan
Kuzey Irak şampiyonlarısınız.
Küçümencik
Mezro Botan’a razı olmak şânınıza yakışmaz.
Mezopotamya’nın
tamamı bile az gelir.
Ama
bir tek sorun var.
Oraları
gelip alma zahmetine katlanacaksınız.
Katlanır
da, Mehmetçiği oralardan sürüp alırsanız !..
Ananızın
ak sütü gibi helâl hakkınızdır.
Başımızla
beraber.
Siz
şimdilik Musul’la Kerkük’ü bir alın da !..
Gerisini
yine konuşuruz.
Âyet Devri
Şükürler
olsun !..
Müjdemizi
isteriz !..
Duyduk
duymadık demeyin.
Sonunda
Anadolu Kaplanları mı, dersiniz... Müslüman İşadamları mı ?
Meslek ve meşrebinize kalmış.
Sonunda
bir devri geride kapatıp yeni bir devre girdiler.
Müjdemiz
MÜSİAD’ın toplantısı üstüne.
Anlı
şanlı TÜSİAD’ımız, seçim öncesi ;
“Derin
ya da kerîm devlet imdat !..
İrtica
öcüsü geliyor...
Sizi
de, bizi de ham edecek !..”
Diye
çalmadık kapı... Aşmadık eşik bırakmazken cami cami... İşyeri
işyeri... Otel otel... Ev ev... Kişi kişi... Lobi lobi dolaşarak
AKP propagandası yapan MÜSİAD’ımız toplanmış.
Başbakanımız
iktidar borçlandığının toplantısına katılmayacak da, bizim
kuru soğan, ekmek yavan toplantımıza mı katılacak ?
Koşa
koşa gitmiş.
Alkış
kıyamet kapıdan girmiş ki, ne görsün ?
Salonun
her tarafı Âyetlerle bezenmiş.
Hem
de, eğer ölmedi... Eğer yeraltında halkını da katabileceği
bir direnişe kalkışmayacaksa... Can derdine düşen sefil
Saddam’ın kaçarken bıraktığı Âyet mesajı bile sollayacak
Âyetler.
Başbakanımız
onlara bakarak kendini boş sarayı fetheden Amerikan generali gibi
gördü mü, bilemeyiz.
Bildiğimiz
Müslüman işadamlarımızın devir atladığı.
Çünkü
biz onların cemazeyülevvellerini de biliriz.
“Büyüklerimiz
böyle buyurdu,” diye safsatanın en süflisine inanır... En
bilgesi tefsirin mek parmak ötesine geçemezdi.
Allahtan
İmam-ı Buharî, “sahih” hadisleri derlemiş.
On-onbeş
yıl sonra, biraz biti kanlanan. Biraz kitap yalayan... Ve biraz aklı
erenler, Hadîs’in gizemine kafa yorar oldu.
Görüyoruz
ki ikinci, üçüncü kuşak daha devrimci !..
Doğrudan
Âyet devrine geçmişler.
Aman
ne sevindik sevindik !..
Bakarsınız
15 yıl sonra, bir devrim daha yapar... 1500 yılı bir çırpıda
atlayarak uygarlık ve demokrasi devrine de geçiverirler.
Siz
olsanız sevinmez misiniz ?
Öyleyse
verin bahşişimizi !..
Perle’den İnciler
Sorum
çimdik okurlarına...
ABD’nin
pek bir ünlü... Türkiye’nin pek bir yakın dostu... Nâmı diğer
“Karanlıklar Prensi,” Richard Perle’i tanımayan var mı ?
Varsa
yuh !..
İşte
bu zât-ı muhterem, soyadının hakkını çok iyi veren nâdir kişilerden
biridir.
Halâ
anımsamadınız mı ?
Hani
canım daha geçen ayın başında ;
“Tezkere
geçmezse Beyaz Sarayın telefonları çalar çalar da, kimse açmaz...”
İncileri saçan kişi.
Hani
canım, sonrasında “Kuzey Irak’a girmezseniz 8.5 milyar krediye
çevrilebilir 1 milyar dolar hibe,” havucunun senaristi.
Bildiniz
mi ?
İşte
o !..
Besbelli
Amerikanın aydınlık kralları da... Karanlık prensleri de zülf-ü
yâre dokunurlarsa Türkiye halkını tutamayacaklarından eminler
de... Şimdilik elini tuttuklarından pek emin değiller ki, karınlarından
konuşmaya başladılar.
Kemal
Derviş’le Şükrü Elekdağ onu pek şaşırtmış.
Külyutmaz
Ecevit’le, Cingöz Hüsam ve Cem’i... Ve işbilir, işbitirir bütün
hempalarını... Hatta belki Deniz Baykal’ı bile kandırmayı başaran
Kemal Derviş’le... Kestiği ahkâmlarla bütün bir ahaliyi kandıran
Şükrü Elekdağ nasıl olurmuş da, CHP’ni kandıramamış... Ve
nasıl olmuş da, “Tezkereye” hayır demiş.
Karanlıklar
prensinin yeni merakı bu.
Ortalık
böyle pek çok karanlık prensleriyle kaynarken partilerin içişlerine
karışmak bizim haddimiz de değil... Heves ve niyetimiz de.
Ama
biliyorsunuz İnadına yorum portali.
Bu
yüzden arada sırada “Kam” karışık Delfi kâhinliğine kalkışırsa
bağışlana.
Karanlık
prensleri böylesi açık seçik şaşırdı mı, dikkat ister.
Yâni
o şaşkınlığın kehaneti şu oluyor.
CHP
kendine mukayyet olsa pek bir iyi eder.
Şaşırtan
zadegânımız, Prensin merakını, CHP’ni de DSP’ne benzetmek için
eylemiyle gidermeye kalkarlarsa, işi iş.
Sorulmadı...
Ama
biz kâhinlik olmasa da, yorumumuzu sunarak yurttaşlık ödevimizi
yine yapalım dedik.
Kötü
mü ettik ?
|