Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 



Ç  i  m  d  i  k

Kan Davası

Refik Baydur sağolsun !..

Cevher yumurtlamasa konusuz kalacağız.

Yine açmış bayramlık ağzını !.. Esmiş savurmuş !..

Ona göre İş Güvencesi yasası Ecevit’in kan davası imiş !..

Beyimiz çok bir haklı !..

Firavun Tutankamon kölelere neden ?

“Yaşamınızın gerekçesi çalışmak...” Der.

Çalışana yasal güvence mi olurmuş ?

Senin işçi dediğin işyeri kapısına asılan yarım ekmeğe ağzı sulanacak... Her an işten atılırsa ondan mahrum kalacak... Bu yüzden de patronu ol derse olacak... Öl derse ölecek köle takımıdır.

Güvence ne demek ?

Güvensizlik cehenneminde tir tir titremeli.

Milyonların o yarım ekmek için aç kurtlar gibi sıra beklediğini.. Tanrının yeryüzündeki gölgesi sahibinin hiçbir gerekçe göstermeden onu sokağa... Ekmeği milyonlardan kime isterse atabileceğini hiç aklından çıkarmamalı.

Ve kovulmamak için ne isterse vermelidir.

Emek mi ?

Zaten emrine âmâde... 

Kan mı ?

Derhal.

Ten mi ?

Lâfı mı olur ?

Biraz savsar... Azıcık mızıldanır... Minnacık direnirse ?

Yallah !..

Açlar ordusunun içine.

Sendikalar mı ?

Geç...

O 1960’lı yıllarda kaldı.

Üstünden kaç darbe, kaç yasa geçti.

Sendikaların tırnakları... İşçilerin dişleri söküldü.

Öyle boykotmuş... Direnişmiş... Grevmiş, çoktan “aut.”

Şimdi yasal güvence dilenciliğiyle, “meydanları doldururuz,” karavanası “in.”

Eh, öyle sendikaların böyle işvereni olur.

Ve işçilerin en temel hakkı... İş güvencesi, Hükümetini vaktiyle düşürdükleri için kan davası güden bir Başbakanın intikamına kalır.

Eee !..

O da seçmen oyuyla çöpe atıldığına göre ?

Seçmen oyuyla gelmiş Hükümet, yasasını da çöpe atıverir.

Dilim dilim dilinmiş sendikalar birleşeceğine, birbirini suçlar... Sendikasız işçiler sendikalaşacağına, yalvar yakar Cumhurbaşkanı vetosundan medet umar.  Yarım ekmeğin derdine düşmüş işsizler de, onlar atılsa da, sıra bize gelse diye karşıdan bakar.

“Hak verilmez, alınır...” Diyen de o sözü ettiğine yanar.

Değil mi ?

Patronlarımızın en bir baş patronu Refik Baydur efendimiz ?

Kerkük ve Diyarbakır

Ağızları dert görmesin !..

Molla Mesut Barzani buyurmuş ki, “Kerkük Kürt kentidir.”

Ekselâns Talabani, durur mu ?

Daha ötesine geçmiş ;

“Kerkük’ü ağzına alan, Diyarbakır’ı avucunda tutmalı.”

Gördünüz mü başımıza gelenleri ?

Kürt kardeşlerimiz Anglo-Amerikan askeriyle kol kola girdiler.. Onların temizlediği Irak siperlerine... İzin... Hoşgörü... Destek her neyse komutasında Musul’la Kerkük’e daldılar...

Üstelik güzelce yağmaladılar ya !..

Ne deseler hakları !..

Kerkük’le Musul’u alırlarsa !..

Öyle yağma, çapul, soygun değil ama...

Hırsızın ahmağı kendi evini soyar.

Galiba o defteri geçen hafta kapadık.

Geçelim...

Geçelim de, önümüzdeki haftaların gündemine gelelim.

Alın size bir bağış da bizden.

Gerçekten Kürt Devleti kurar... Kerkük’ü başkent... Musul’u işkent yaparlarsa Diyarbakır az gelir.

Sınırın beri yakasında Mardin var... Şırnak, Batman, Hakkâri, Van var... Hatta Antep, Maraş ve Urfa dahi var.

Başlarına takılan Gazi... Kahraman... Şanlı, ünvanları palavra.

Karayılan’ın ;

“Vurun Kürt uşağı,

Vurun Türk uşağı,

Kavga günüdür...” türküsü mankenlerle popçuların tatavası.

Oralar ahalisinin en dar zamanda Fransız, İngiliz askerleriyle Amerikan gönüllülerinin kıramadığını, ya İskenderun körfezine... Ya Cudi eteklerine sepelediği tevâtür.

Hatta Apo da, Diyarbakır’da başlayan tavla partisini bitirmek  için İmralı’da.

Siz ki, başında Anglo-Amerikan zorbalarının zafer çelengini taşıyan Kuzey Irak şampiyonlarısınız.

Küçümencik Mezro Botan’a razı olmak şânınıza yakışmaz.

Mezopotamya’nın tamamı bile az gelir.

Ama bir tek sorun var.

Oraları gelip alma zahmetine katlanacaksınız.

Katlanır da, Mehmetçiği oralardan sürüp alırsanız !..

Ananızın ak sütü gibi helâl hakkınızdır.

Başımızla beraber.

Siz şimdilik Musul’la Kerkük’ü bir alın da !..

Gerisini yine konuşuruz.

Âyet Devri  

Şükürler olsun !..

Müjdemizi isteriz !..

Duyduk duymadık demeyin.

Sonunda Anadolu Kaplanları mı, dersiniz... Müslüman İşadamları mı ? Meslek ve meşrebinize kalmış.

Sonunda bir devri geride kapatıp yeni bir devre girdiler.

Müjdemiz MÜSİAD’ın toplantısı üstüne.

Anlı şanlı TÜSİAD’ımız, seçim öncesi ;

“Derin ya da kerîm devlet imdat !..

İrtica öcüsü geliyor...

Sizi de, bizi de ham edecek !..”

Diye çalmadık kapı... Aşmadık eşik bırakmazken cami cami... İşyeri işyeri... Otel otel... Ev ev... Kişi kişi... Lobi lobi dolaşarak AKP propagandası yapan MÜSİAD’ımız toplanmış.

Başbakanımız iktidar borçlandığının toplantısına katılmayacak da, bizim kuru soğan, ekmek yavan toplantımıza mı katılacak ?

Koşa koşa gitmiş.

Alkış kıyamet kapıdan girmiş ki, ne görsün ?

Salonun her tarafı Âyetlerle bezenmiş.

Hem de, eğer ölmedi... Eğer yeraltında halkını da katabileceği bir direnişe kalkışmayacaksa... Can derdine düşen sefil Saddam’ın kaçarken bıraktığı Âyet mesajı bile sollayacak Âyetler.

Başbakanımız onlara bakarak kendini boş sarayı fetheden Amerikan generali gibi gördü mü, bilemeyiz.

Bildiğimiz Müslüman işadamlarımızın devir atladığı.

Çünkü biz onların cemazeyülevvellerini de biliriz.

“Büyüklerimiz böyle buyurdu,” diye safsatanın en süflisine inanır... En bilgesi tefsirin mek parmak ötesine geçemezdi.

Allahtan İmam-ı Buharî, “sahih” hadisleri derlemiş.

On-onbeş yıl sonra, biraz biti kanlanan. Biraz kitap yalayan... Ve biraz aklı erenler, Hadîs’in gizemine kafa yorar oldu.

Görüyoruz ki ikinci, üçüncü kuşak daha devrimci !..

Doğrudan Âyet devrine geçmişler.

Aman ne sevindik sevindik !..

Bakarsınız 15 yıl sonra, bir devrim daha yapar... 1500 yılı bir çırpıda atlayarak uygarlık ve demokrasi devrine de geçiverirler.

Siz olsanız sevinmez misiniz ?

Öyleyse verin bahşişimizi !..

Perle’den İnciler

Sorum çimdik okurlarına...

ABD’nin pek bir ünlü... Türkiye’nin pek bir yakın dostu... Nâmı diğer “Karanlıklar Prensi,” Richard Perle’i tanımayan var mı ?

Varsa yuh !..

İşte bu zât-ı muhterem, soyadının hakkını çok iyi veren nâdir kişilerden biridir.

Halâ anımsamadınız mı ?

Hani canım daha geçen ayın başında ;

“Tezkere geçmezse Beyaz Sarayın telefonları çalar çalar da, kimse açmaz...” İncileri saçan kişi.

Hani canım, sonrasında “Kuzey Irak’a girmezseniz 8.5 milyar krediye çevrilebilir 1 milyar dolar hibe,” havucunun senaristi.

Bildiniz mi ?

İşte o !..

Besbelli Amerikanın aydınlık kralları da... Karanlık prensleri de zülf-ü yâre dokunurlarsa Türkiye halkını tutamayacaklarından eminler de... Şimdilik elini tuttuklarından pek emin değiller ki, karınlarından konuşmaya başladılar.

Kemal Derviş’le Şükrü Elekdağ onu pek şaşırtmış.

Külyutmaz Ecevit’le, Cingöz Hüsam ve Cem’i... Ve işbilir, işbitirir bütün hempalarını... Hatta belki Deniz Baykal’ı bile kandırmayı başaran Kemal Derviş’le... Kestiği ahkâmlarla bütün bir ahaliyi kandıran Şükrü Elekdağ nasıl olurmuş da, CHP’ni kandıramamış... Ve nasıl olmuş da, “Tezkereye” hayır demiş.

Karanlıklar prensinin yeni merakı bu.

Ortalık böyle pek çok karanlık prensleriyle kaynarken partilerin içişlerine karışmak bizim haddimiz de değil... Heves ve niyetimiz de.

Ama biliyorsunuz İnadına yorum portali.

Bu yüzden arada sırada “Kam” karışık Delfi kâhinliğine kalkışırsa bağışlana.

Karanlık prensleri böylesi açık seçik şaşırdı mı, dikkat ister.

Yâni o şaşkınlığın kehaneti şu oluyor.

CHP kendine mukayyet olsa pek bir iyi eder.

Şaşırtan zadegânımız, Prensin merakını, CHP’ni de DSP’ne benzetmek için eylemiyle gidermeye kalkarlarsa, işi iş.

Sorulmadı...

Ama biz kâhinlik olmasa da, yorumumuzu sunarak yurttaşlık ödevimizi yine yapalım dedik.

Kötü mü ettik ? 

 

 

 
sayfa başına dön