Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 



KAMU PERSONEL REJİMİ
REFORMU ALDATMACASI


Doğan T.KAYA

AKP İktidarı İle Birlikte Son Dönemde Yeniden Tartışmaya Açılan Kamu Kesimindeki yeniden yapılandırmayı amaçlayan yasanın temelleri ve içeriği incelendiğinde bir çok çelişki ve aldatmacayı barındırmaktadır.

Özünde Neo - Liberal politikaların bir yansıması olan bu yasa tasarısı kamuda bir reform-yenilik gibi yansıtılarak kamuoyu oluşturulmaya çalışılmaktadır.Sözde kamudaki personel yığılmasını ve adil olmayan ücret dağılımını düzenlemeyi amaçladıklarını beyan ederek basın aracılığıyla oluşacak tepkileri şimdiden boşa çıkarmayı amaçlayan bir yaklaşımı sergilemektedirler.

Bu yasa taslağının dayandırıldığı başlıca temeller şunlardır :

            -Norm Kadro

            -Toplam Kalite Yönetimi

            -Yönetişim

            -Performansa Dayalı Ücret

            -Kamuda Verimlilik

            -Memur Sayısının Fazlalığı

Norm kadro uygulaması özellikle milli eğitimden başlanarak tüm kamu kurumlarına 2003 yılı sonuna kadar yaygınlaştırma hedeflenmektedir.2001 yılında milli eğitimde başlayan uygulama bir çok aksak yönüne rağmen uygulama aşamasındadır.Buradaki asıl amaç iş güvencesinin kapsamını daraltarak olabildiğince fazla işi az sayıda personele yaptırmaktır. Düzenli çalışma sisteminin kaldırılarak çalışanların görev yerlerinin belirsizleşmesine ,birden fazla işyerinde görevlendirme esasıyla işyerinin parçalanması uygulamasına gidilmektedir.Kamu personeli rejimi yasasının iktidarlara bağlı olmadığının 3 yıllık norm kadro uygulamasının çıkacak yasanın bir alt hazırlığı olduğu gerçeği unutulmamalıdır.Hatta ilk yasanın tartışmaya açıldığı tarihin 1993 yılı olduğu gerçeği bilinirse esas iktidarın ,tamamen uluslar arası sermayenin politikaları olduğu rahatlıkla anlaşılabilir.

Toplam kalite yönetimi(TKY) uygulamasının ilk kökeninin ABD kaynaklı işletmelerde uygulanan bir sistem olduğu ve zamanla ,sömürüye açık ülkelerde uygulanması için teşvik görmesi niyeti açıkça belli etmektedir.İlk bakışta demokratik bir uygulamaymış gibi gözüken bu anlayış özünde; çalışanları bireyselleştirerek işyerinde rekabeti körüklemeyi amaçlamaktadır..Hep daha fazla kar ve verimlilik esasını taşıyan bu anlayış  çalışanları adeta bir yarış atı konumuna indirgeyerek gerek sosyal yaşamı, gerekse de kolektif bilinci parçalamayı hedeflemektedir.Demokratik bir görüntü adı altında emekçilerle onların sınıf organları olan sendikalar arasındaki bağı kopartmayı gizli amaç olarak taşıyan TKY; sömürü çarkının daha da belirgin ve sınırsız bir çizgiye çekilmesini kendisine birincil hedef olarak koymuştur.

Yönetişim kavramı kamu yönetiminde köklü bir değişimi anlatan kavram olarak bu günlerde hükümet tarafından sıkça kullanılmaya başlanmıştır.Bu anlayışa  göre devletin kamuya yönelik hizmetlerin üretiminden vazgeçerek ,sermayenin taleplerine daha etkin bir şekilde duyarlı olması anlaşılmaktadır.Kamu yönetimi 3’lü bir model üzerinde inşa edilmeye çalışılmaktadır: Devlet –Sermaye ve Sivil Toplum Kuruluşları .Devlet bu noktada özel sektör tarafından üretilen hizmetleri düzenleyici bir konuma doğru evriltilmektedir.Kurumlar arasındaki eşgüdümü sağlayan devlet bütün mali yükü özel sektör aracılığıyla vatandaşın üzerine yıkmaktadır.Sivil Toplum Kuruluşları da bu noktada demokratik bir görüntü altında Mevcut sömürü ve yağma düzenini meşrulaştırma görevine soyundurulmaktadırlar.Özünde sendikaları  devre dışı bırakarak sanal bir demokrasi görüntüsüyle özelleştirme uygulaması meşrulaştırılmakta.

Performansa Dayalı Ücret sistemi ise İngiliz kamu personeli sistemi örnek alınarak hazırlanan bir anlayıştır.İşyerinde çalışan emekçilerin performans kriterleri hazırlanarak yıllık bazda değerlendirilecek ve ücret ona göre hazırlanacaktır. Sözleşmeli personel sisteminin bir parçası olacak bu sistem sonuçta iş güvencesini ortadan kaldırarak çalışanların kişiliksizleşmesine ,işverenle yakınlaşma adı altında muhbirliği arttırarak ,ücretlerin arttırılması adına her türlü olumsuzluğun sergileneceği bir ortamın yaratılmasına sebep olacağı bilinmelidir.Mevcut  kamu işverenlerinin Liyakat usulünden çok siyasi kanallarla yönetici oldukları düşünüldüğünde çalıştıracakları Sözleşmeli emekçilere de bu siyasal yaklaşımla performans kriteri dolduracakları bilinmesi gereken bir gerçekliktir.

Kamuda verimlilik kriterinin özünde özelleştirmeyi meşrulaştırmayı amaçlayan bir yaklaşım sezinlenmektedir. Kamu hizmetlerinin hantallaştığı ve verimsizliği iddiasıyla personel sayısını azaltmak ve kamu hizmetlerinin paralaştırılırsa vatandaşa daha iyi hizmet götürüleceği propagandası yapılmaktadır.Oysa öz olarak bir çok kamu kurumunun siyasi partilerin çiftliği gibi görülmesi personel yığılmasını getirirken , çoğu kurumda da personel sıkıntısı çekilmektedir.Kamuda verimliliğin esası  adil bir dağılım ve personelin denetim mekanizmasının iyi işletilebilmesidir.Sat kurtul ! mantığıyla tüm kamu hizmetlerinin vatandaşın üzerine yıkılması zaten Adil olmayan bir gelir dağılımı arasındaki uçurumun artmasına ve vatandaşın kendi kaderiyle baş başa kalmasına sebep  olabilecektir.

Memur Sayısı fazlalığı bahane edilerek yüz binlerce emekçinin işten atılmasına zemin hazırlanmaktadır.Oysa bir çok ülkedeki Memur sayıları ve nüfusa oranları incelendiğinde ülkemizdeki memur oranlarının en altlarda olduğu görülmektedir.

Ü L K E                MEMUR SAYISI  NÜFUSA ORANI 
FRANSA 536.632 10.4
KANADA 4.819.300 8.2
MACARİSTAN 2.548.137 8.1
ABD    20.572.000 7.5
AVUSTURYA       441.560 5.5
ALMANYA   4.364.100 5.3
İTALYA            2.275.946 3.9
TÜRKİYE    2.143.206 3.2

Yukarıdaki tablo Türkiye deki memur oranlarının normalin daha da altında olduğunu göstermektedir.Çünkü yukarıda gösterilen ülkelerin bir çoğu halen teknolojik anlamda her türlü olanağa rağmen, memur oranı bakımından teknolojide yetersiz, halen bir çok bölgede bilgi-işlem sistemine geçememiş bir ülke(Türkiye) açısından normalin altında sayılabilecek bir rakamda olduğumuzun göstergesidir.

Mayıs ayında meclis gündemine getirilecek bu yasa ile ilgili sendikaların basın açıklamaları dışında belirgin bir karşı duruşları hala gündemde değildir.Üyelerini yasayla ilgili bilgilendirmeyen ,yasaya karşı bir eylemselliği örgütleme yeterliliğinden yoksun tabandan kopuk sendikaların ,yakın dönemde kapılarına kilit vurulduğunda bakalım çıkaracak sesleri kalacak mıdır.Emek platformunun hükümete mektup yazmakla yasaya muhalefet edecekleri imajı vermesi yeni eylem stratejilerini de belirlemektedir.:Mektuplu protestoyla hükümete muhalefetin, alanların yerine yine uzlaşmacı zihniyetin sendika binalarında oluşacağı izlenimini güçlendirmektedir.

 

 
sayfa başına dön