|
SAVAŞA MI YENİ SÖMÜRGECİLİĞE
Mİ
KARŞI OLMALIYIZ?
TANER BERKSOY
Irak Savaşı olarak andığımız
olay sona erdi. Savaşın ertesinde ortaya çıkan tabloya bakınca,
bu olaya kelimenin tam anlamıyla savaş demenin bile mümkün olmadığı
ortaya çıktı.
Öyle ya savaş denince iki tarafın,
sahip oldukları gücü kullanarak karşılıklı vuruşması gibi
bir süreç geliyor insanın aklına. Bu kez olanlar buna hiç
uymuyor. Öyle kayda değer bir vuruşma falan olmadı. Üstün bir
vurucu güce sahip olan taraf, bu gücünü, hiçbir gücü olmayan
karşıtının üzerinde pervasızca ve acımasızca uyguladı.
Buna savaş denmez. Düpedüz saldırı
ve istila olarak nitelemek lazım bu olayı. ABD, üstün gücünü
kullanarak Irak'a saldırmış ve istila etmiştir. Olay budur.
Olan bitene ha savaş demişiz, ha
saldırı, ne fark eder demeyin. Üstün ateş gücü altında öldürülen,
yaralanan, örselenip tüketilen Irak halkı için artık hiçbir şey
fark etmez kuşkusuz. Ama, bundan sonra olabilecekleri anlayabilmek,
tanımlayabilmek ve doğru pozisyon alabilmek için böyle bir ayrımın
anlamlı olacağını düşünüyorum.
Irak sürecinde karşıtlık
pozisyonunun salt bir savaş karşıtlığı zeminine oturtulduğu
ve bunun küresel ölçekte hayata geçirildiği gözleniyor. Ben de
bunu başından beri olumlu buluyorum ve önemli bir gelişme olarak
kaydediyorum. Bir yandan da böyle bir olaya karşı direnç ve
muhalefetin salt savaş karşıtlığı söylemiyle sürdürülmeye
çalışılmasında iyi niyet, giderek saftorozluk olabileceğini de
düşünüyorum doğrusu.
Irak istilası ile başlayan ve daha
da yayılacağı anlaşılan yeni bir süreç söz konusu. Bunu salt
savaş karşıtlığı ile göğüslemeye çalışmanın yeterli
olmayacağı kanısındayım.
Etkin bu karşıtlık için olayın
tanımının doğru yapılması, adının doğru konulması
gerekiyor.
***
Bunun için bizim özel bir çaba
harcamamız gerekiyor. ABD'nin kendi niyetlerini açık ettiği çok
sayıda belge olayın doğru tanımını yapıp, adını koyuyor.
Örneğin, altında şimdiki ABD yönetiminin
temel kişiliklerinin imzası olan 1997 tarihli bir deklarasyonda şunlar
yazılıyor:
''20. yüzyıl sona ererken ABD dünyanın
üstün gücü konumunda. Soğuk savaşta Batı'yı zafere taşıyan
Amerika, şimdi bir fırsat ve bir de tehditle karşı karşıya.
AB'nin geçen dönemdeki kazanımlarını daha da öteye taşıyacak
bir vizyonu var mı? ABD'nin yeni yüzyılı kendi ülkeleri ve çıkarları
doğrultusunda yeniden biçimlendirecek kararlılığa sahip mi?''
Görüldüğü gibi, ABD'nin bugünkü
yöneticileri, daha 1997 yılında, ellerindeki üstün gücün 21.
yüzyılı kendi çıkarları ve ilkeleri doğrultusunda yeniden biçimlendirme
fırsatını verdiğini açıkça söylüyorlar. İma yollu işaret
ettikleri bir de tehdit var. Tehdit dışarıdan çok içeriden
kaynaklanıyor. O günkü ABD yönetiminin, bu fırsatı kullanacak
ufuk ve kararlılığa sahip olmadığı ima ediliyor.
Aynı metin, dünyayı kendi çıkarları
ve ilkeleri doğrultusunda yeniden inşa etmek için ne yapılması
gerektiğini de söylüyor. Orduyu güçlendirmek, daha cesur (saldırgan)
dış politika izlemek ve tüm bunları becerecek bir ulusal
liderlik oluşturmak şeklinde özetleniyor bu önlemler.
Olayın nerede noktalandığını
biliyoruz. Bu deklarasyonu yapanlar bugünkü ABD yönetiminin en
etkili şahinleri pozisyonunda, yani iktidar gücünü kullanacak
durumdalar. Yapılmasını gerekli gördüklerini de aynen
uyguluyorlar. ABD'nin hegemonik liderliğini, üstün askeri güç
ve saldırgan dış politika yoluyla dünyaya dayatmak bunların
yaptığı. Bunun için gücü görece yüksek olanları yok sayıyor,
güçsüz olanlara da saldırıp istila ediyor.
****
Hafızanızı, çoktan rafa kaldırdığınız
bilgilerinizi şöyle bir yoklayın. Üstün gücünü kullanarak dünyaya
egemen olmak isteyenlerin güçsüzler üzerine yönelttiği bu tür
aleni saldırı ve istilalara tarihin pek de yabancı olmadığını
göreceksiniz. Üstelik, hemen hepsinde güçsüze yeni bir imkân
yaratmak, medeniyet ya da bugünlerde olduğu gibi demokrasi götürmek
gibi soyut, fakat yüce nedenlerin arkasına gizlenen bir egemenlik
ve sömürü hesabının yattığını da hatırlayacaksınız.
Eminim bu tür istilaların adını
ve sonucunu da biliyorsunuz. İnsanlık tarihi, üstün gücün,
kendi çıkarı için güçsüz ülkeleri boyunduruğu altına almasını
sömürgecilik olarak tanımlıyor. Sömürgeciliğin sonu ise artan
eşitsizlik ve azgelişmişlik oluyor.
Irak olayına savaş derseniz ve bu
bağlamda karşı çıkarsanız yanılırsınız. Yeni sömürgeciliğin
ilk adımıdır bu. Üstün güç, gücünü tüketene kadar yayılıp
sürecektir bu süreç. Daha büyük eşitsizlikler, daha derin
gerilik üreyecektir bu süreçten. Savaş karşıtlığı bunu
durdurmaya yetmez. Yeni sömürgeciliğe karşı çıkmak gerekir.
Cumhuriyet’ ten alınmıştır.
|