Ergin
YILDIZOĞLU
Önceki pazartesi ''Dünya
ekonomisi kötüye gidiyor'' demiştik. Daha sonra, IMF, OECD ve
The Economist de benzer tespitler yaptılar. Geçen hafta piyasaların
tepkileri de ilginçti. Bloomberg'in analistlerinden Caroline Baum ,
''Çarşamba günü savaş iyiye giderken piyasalar kötüye
gitti'' (10/04) sözleriyle hayretini dile getirdi.
Yaygın inanca göre dünya
ekonomisindeki, piyasalardaki istikrarsızlık ve gerileme esas
olarak savaş beklentisinden kaynaklanıyordu. Savaş kısa sürer
ve istenilen sonuca yol açarsa önemli bir belirsizlik ortadan
kalkacak, ekonomi hızla toparlanacaktı; Dow Jones endeksi yeniden
9.000'e çıkabilirdi. Geçen hafta ABD tüketim harcamalarında bir
iyileşme görüldü, dolar yen karşısında güçlendi, petrol
fiyatlarının gerilemeye başlayacağına ilişkin inanç pekişti,
ama bunlar ne piyasalara ne de genel beklentilere bir iyileşme
getirmedi.
Dünya ekonomisi hâlâ sakat
The Economist, birçok kez vurguladığımız
bir noktanın altını çizerek açıklıyor bu beklentilerdeki
belirsizliği: Dünya ekonomisi hâlâ köpük sonrası fazlalarla
boğuşuyor ve hâlâ global büyüme dinamikleri 1995'ten bu yana büyümenin
yüzde 50'sini sağlayan ABD ekonomisine bağımlı. IMF öngörülerine
göre bu yıl Avrupa ve Japonya sırasıyla yüzde 1.1 ve yüzde 0.8
büyüyecek. Yüzde 1.5 büyümesi beklenen Latin Amerika'dan hayır
yok. Tek ilginç hikâye Asya'da. IMF burada bu yıl yüzde 6.3 büyüme
bekliyor. Ne ki IMF'nin hesapları SARS etkisini içermiyor ve zaten
Asya'nın toplam talebi motor olamayacak kadar düşük. Bu bölgede
bir iç talebe dayalı büyüme modeli gelişiyor ama yerel
oyuncuların rekabet gücü dünyanın geri kalanına burada çok
fazla şans tanımıyor. Bu nedenlerle yüzde 2.6 büyümesi
beklenen ABD hâlâ dünya ekonomisinin lokomotifi durumunda.
ABD ekonomisi de...
İyimserler ABD ekonomisinde görülecek
bir canlanmanın dünya ekonomisini de peşinden sürükleyebileceğini
düşünüyor. Ancak, ABD Hazine Bakanı John Snow 'a göre, ''şirket
kârları hâlâ zayıf ve hem ABD'de hem de dünyada fazla kapasite
sorunu etkisini göstermeye devam ediyor'' . Yine de ''Bush yönetimi
askeri harcamaları arttırıyor, vergileri düşürüyor ve böylece
ekonomiyi canlandırıyor, iç talebi güçlendirmeye çalışıyor.
Bu koşullarda ABD yeniden dünya ekonomisini peşinden sürükleyebilir''
diyebilirsiniz.
İlk anda makul görünen bu
senaryonun bütçe ve cari hesap açıklarını sürekli arttırmak
gibi bir zaafı var. Bu yüzden Morgan Stanley baş ekonomisti
Stephen Roach , Bush yönetimi ''Ekonomiyi yüzdürebilmek için
dünyanın başka yerlerindeki fazla tasarrufları sürekli ve
gittikçe artan bir oranda ABD'ye çekmekten başka bir seçenek bırakmıyor''
diyor. Ancak büyüyen cari hesap ve bütçe açığının ABD Doları
üzerinde gittikçe artan bir devalüasyon basıncı yarattığı da
bir gerçek. Bu da ister istemez dolar cinsinden değerlere yatırım
yapmayı (ABD açıklarını finanse etmeyi) düşünenleri endişelendiren,
caydıran bir etken. Dolara talep artmayınca da dolar düşmeye
devam ederek bir fasit daire oluşturuyor; ABD ekonomisi de gereken
dış kaynağı bulmakta giderek zorlanıyor.
Sihirli formül
İşte tam bu noktada, devreye doları
destekleyebilecek sihirli bir formül, savaş, girdi. ABD'nin Irak
petrollerini ele geçirmesi, hemen bu petrollerin Euro cinsinden
fiyatlanmasına son vererek dolara ek talep yaratacak. OPEC üzerinde
oluşacak basınç, burada Euro ile yapılan flörte son vererek
dolara talebi güçlendirecek. Irak'ın inşasına ilişkin büyük
yeni yatırımlar, işlemler dolarla yapıldığında bir destek
daha söz konusu. Nihayet, çevredeki diğer ülkelere de dolardan
Euro'ya geçmeye kalkmanın ne kadar ''tehlikeli'' etkiler
yaratabileceğini de göstermiş olarak, ABD bir süredir doları
tehdit eden Euro'ya kayma sürecini tersine çevirebilecek.
Özetle savaş öncesinde dünya
ekonomisini etkileyen olumsuzluklar savaş sonrasında da etkilerini
sürdürüyor. Dolar üzerindeki basınç ancak siyasi müdahalelerle
dizginlenebilir bir düzeyde. Yale'den Prof. Jeffrey Garten 'in
Financial Times'ta vurguladığı gibi, ABD'nin uluslararası
ekonomik ilişkilerde de tek taraflı davranmaya başlama olasılığı
da yüksek.
Cumhuriyet’ ten alınmıştır.