Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 


YAĞMA DEMOKRASİSİ

Dr. Ergun GÖKNEL 

Iraktaki savaş bitti. Böyle diyorlar. Gerçekte savaş daha yeni başlıyor. Başlayan savaşın adı Kurtuluş Savaşı.

Yirmi dört milyon kişinin yaşadığı bir ülkeyi işgal ederek yönetebileceğini sananlar, kısa sürede ne kadar yanıldıklarını anlayacaklardır. Yıllardır Irak dışında yaşamış, son yılların otoriter yönetiminin eziyetini çekmemiş kişilerin yönettiği bir Irak’ın işgal edilerek mutluluğa kavuşturulacağını düşünmek bir gaflettir.

İnsanlar uygarlığı ve demokratik yönetimi kendi deneyimleriyle ve tercihleriyle seçer duruma gelirlerse mutlu olurlar. Demokrasi bir kültür meselesidir. Yılların deneyimleriyle, zaman zaman hayal kırıklıklarıyla, yaşanan kötü yönetimlerle edinilen bir kültürün sonucunda demokrasi gelebilir.

Türkiye Cumhuriyetinin seksen yılı aşan tarihinde son elli sekiz yıl demokrasi deneyimleriyle geçmiştir. Toplum olarak yaşadıklarımızı aklımızdan geçirelim. Bu kadar yıl sonra bile içinde bulunduğumuz demokratik yönetimin eksiklerinin çok fazla olduğu inancındayız. Bu eksiklikleri gidermek için çaba harcamaktayız.

Şimdi bir de Irak’a bakalım. Binlerce sivilin ölmesi ve yaralanması sonunda ülke işgal edilmiştir. Yirmi gün içerisinde ülkeye on sekiz bin ton bomba atılmıştır. Yıkılan binalar, yok olan tesisler, kolları kopmuş çocuklar, bombayla öldürülmüş analar, babalar. Bu insanların kendilerine demokrasi getireceği iddiasıyla ülkelerini işgal eden yabancılara inanacağını düşünüyorsak, çok yanılıyoruz.

Hele, Irak’da nükleer silahların, kimyasal silahların ve diğer kitle imha silahlarının varlığı iddia edilerek başlanan işgal hareketi sonunda, iddiaların hiçbirinin doğru çıkmamasıyla yalan söylendiği kanısı tüm dünyada kabullenilmişse, işgalcilere güven duyabilir misiniz?

Kültürü başka, dini başka, inançları başka, alışkanlıkları ve gelenekleri başka bir topluma, işgal güçlerinin demokrasi getireceğine inanmak abesle iştigaldir.

Gelecek olan bir yağma demokrasisidir. İnsanlar ilk günlerde işgal güçlerine şiddetle karşı gelmiyorlarsa, bu, karınlarını doyurmak, su sağlamak için ellerinden başka bir şey gelmemesindendir. Kentlerin yağmalanmasına engel olmayan veya daha iyimser bir ifadeyle engel olamayan işgalciler bu ülkeye hangi demokrasiyi getireceklerdir? Yağma demokrasisini mi?

Tüm devlet kurumlarını, hastahanelerin, yabancı devlet elçiliklerinin yağmalanmasına göz yuman bir işgalci güce karşı güven duyulabilir mi? Hele bu güç, o ülkede insanları öldürmüş, her tarafı bombaları ve füzeleriyle yıkmışsa, ülkenin geleneklerine hiçe sayarak en kutsal ibadethanelerine girmişse, kadınlarını aşağılamışsa. Bu cahilce hareketleri fütursuzca yapan işgalcilere karşı güven duygusu gelişebilir mi?

Kentleri kendi insanları tarafından yağmalanan bir ülkede olanlara göz yummak ne demektir? Bu gerçek, işgalcilerin önümüzdeki yıllarda bu ülkede uygulayacağı yağmanın ilk işaretleridir. Uzun yıllar ABD veya İngiltere’de yaşamış, kendi ülkelerinin gerçeklerinden haberi olmayan kişilere Irak’da yönetim teslim edilecektir. Tabii işgal güçlerinin denetimi altında.

İşte asıl yağma ondan sonra başlayacaktır. “Demokratik Emperyalizm” kuramı dahilinde yapılacak uzun süreli anlaşmalarla, önce ülkenin doğal zenginlikleri başta petrol olmak üzere ABD ve İngiltere tarafından sahiplenilecek ve yağmalanacaktır. Sonra işgal için yapılan savaşın tüm harcamaları Irak halkından tahsil edilecektir. Ayrıca da parası Iraklılar tarafından ödenen bombalarla yıkılan kentlerin, tesislerin, yolların yeniden yapılması işi ABD ve İngiliz firmalarına verilecektir. Bu yağmadan pay almak isteyen Avrupa ülkelerinin firmalarına da birkaç iş ayrılacaktır. Tabii parası Irak tarafından ödenmek üzere.

Irak halkının kendi ülkesini yağmalamasıyla başlayan yağma demokrasisi ülkenin doğal zenginliklerinin işgalcilerce yağma edilmesiyle devam edecektir.

Fakat tüm bu işlemler “demokratik” bir süreç içerisinde oluşacaktır. Dünya kamuoyu da Irak’taki demokrasinin ne kadar başarılı olduğu ve insanların bu yönetim altında ne kadar mutlu olduğu konusunda aydınlatılacaktır. Nasıl olsa kamuoyunu etkileyecek tüm araçlar “demokrat” ülkelerin elindedir.

ABD ve İngiltere’nin müttefikleri olan diğer otoriter yönetimler, “Demokratik Emperyalizm”in kurallarına devam ettikçe yaşayabilirler. Tek koşul bu ülke yönetimlerinin halklarını baskı altında tutarak emredileni yapmalarıdır.

Bilinmelidir ki iletişim ve bilgi çağında halklar elli yıl öncesine göre çok daha hızlı bilinçlenmektedir. Halklar kendi kültürlerinin ve inançlarının gereği olan “demokrasi” ye kısa sürede kavuşacaklardır. Hem de yağmasız demokrasiye!...

 

 
sayfa başına dön