Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 



Ç  i  m  d  i  k

İmamlar ve Kayyımlar

İstanbul’un Şaban Yılsız’ı gerçek bir sendikacıydı.

Kendisi için ayağına gelen fırsatlarda dahi, bir şey istemeden, sınıfı için herşeyi isteyen bir sendikacı ama.

Besbelli Nizip’in Şaban Yıldız’ı da gerçek bir imam.

Dinibütün bir Müslüman... Ve öyle olduğu için de, besbelli “Asr-ı Saadet“in “Eshab-ı Kiramı” kadar Cumhuriyetçi.

Ne var ki, kayyımlarla başı dertte.

Örneği SP’li Yasin Hatiboğlu ile kapışması.

Biri imam...

Namazında niyâzında.

Biri kayyım, camiden de cemaatten de gözetim hakkı isteyen.

Biri din görevlisi.

Öteki mal ödevlisi.

Yolları bir gibi görünse de, “maksûdları” ayrı...

İmam halkı için aş ve iş istiyor.

Kayyım partisi için oy.

Biri her zaman âsude bir Cennet hayalinde.

Diğeri dünya nimetinin peşinde.

İmamla o tür kayyım uyum içinde olabilir mi ?

Eninde sonunda ya imânda çatışacak, ya mekânda.

Bazen de Nizip’teki gibi hem imânda, hem mekânda.

Kimin kime nasıl çimdik attığına da siz karar verin.

 

Hamle

Bilirsiniz.

Satranç zor bir oyundur.

Hamle de onun deyimlerinden biri.

Ne var ki, strateji bilmeyene oyunun her türü haram.

Hatta dama bile.

Geçtiğimiz hafta pek bir revnaklıydı.

Ama satranç açısından değil... Biz ucundan kıyısından şöyle bir anlatalım da, siz dama der misiniz görelim.

23 Nisan “resepsiyonu,” başıbozuk paşalarımızın  en bir paşası, Meclis Başkanımız Bülent Arınç’ı, topa tuttu...

Güllelerin pek çoğunun ay sonu MGK’sında Hükümetin başına düşme olasılığı belirdi ya !..

Borcu olan... Borcunu ödemeyen... Hükümet yakınlığı ya da Hükümete yakınlığı hakça yönetim âdilliğine değil... Özel avantaya dönüştürme heveslisi bir nice yalak varsa, anında MGK sekreteri Tuncer Kılıç paşaya hamle eyledi.

Hayret ki, hayret.

Bildiğimiz cici beylerle, nâzenin hanımların kulakları ülkesinin sesine sağır... Değerlerine kör... Ama her zaman ve zeminde el ziline çengi... Yaban davuluna köçektir. Genelde AB dolandırıcılarıyla ABD haramilerinin kendilerininkine yutturamadıkları bir nice mavalı bizim kurum, kuruluş ve insanlarımıza ilâç niyetine vermesini alkışlarlar...

Değil mi ?

Meğer değilmiş.

Hükümet Tuncer Paşanın yurtdışındaki kurum, kuruluş ve canbazı yobazı insanlarımızla konuşmasının kriptosunu sızdırdı ya !..

Aman ne kadar ilgiliymişler.

Bülent Arınç’ı... Hükümeti... AKP’ni... Hatta “Milli Görüş”ü topun ağzından aldılar... Asker paşasını dikiverdiler.

Elhak !..

30 Nisan akşamına kadar bir yandan, aman dananın kuyruğu kopmasın türküleri söylerken. Bir yandan paşalarına estiler gürlediler.

Sonra !..

MGK Tuncer Paşanın askerce söylediğini, diplomatça birinci madde ilân ediverdi.

Cici beylerimizle nâzenin hanımlarımızda şafak attı !..

El ve ağız birliğiyle başıbozuk paşası Bülent Arınç’ı topun ağzına dikmeye seyirttiler.

Satranca oturup, dama oynayana çimdik vız gelir.

Adamlar çok bilmiş !..

Satranç tahtasının bir yüzü dama... Piyonlar da taş, diyor.

Sen oyna, deyip geçmeli mi ?

Ayıncaya çimdiklemeli mi ?

Aymıyor ki !..

Ötesini siz sürdürün.

 

Verheugen’e Bravo !..

 

Öğrendik...

Bir yaşımıza daha girdik.

Demek ki, “bahtı kara memur,” salt bizde değilmiş.

Hayâlimiz düşümüz AB’nin memurları da, bizimkilerin aynı.

Kapıkulu, her yerde kapıkulu.

Efendisi tut deyince tutuyor. Yut deyince yutuyor.

Lâfımız üstat Verheugen üzre...

Daha üstünden ay geçmedi.

Mübarek Hacıyatmazı geçti.

Bir anımsayın !..

Bu zât-ı muhterem, iki yıl boyunca bize kök söktürmedi.. Kıbrıs da Kıbrıs diye yırtınmadı...16 Nisanda bozguna uğramadı...23 Nisanda hayret ve dehşete düşmedi mi ?

Bu kez de, Hollandalı Oosterlander efendisi kıskıslamış olmalı. 

Anında Kemalizm ve MGK diye tutturdu.

Bizim bütün akıldânelerimizin, vakti zamanında balta kesmez Kemalistken, Kemalist cunta sopasıyla demokrat kesilip... Yobaz cüppesiyle namaza zorlanınca, can havliyle Kemalist cunta gölgesine sığınmalarını biz anlayamıyoruz. O dörtlü Komuta Konseyi armağanı demokrat Almanya’nın ABD katkısıyla refaha ermiş çocuğu.

Nasıl anlasın ?

Hem kapıkulunun görevi anlamak değil.

Dörtlü Komuta Konseyi. Ya da AB büyüğü efendileri ne derse onu yapamasa da aktarmak.

Bilirsiniz, insanlar kan revan içinde ölüm-dirim savaşı verirken, diplomatlar kokteyl kadehleriyle espri yarışı yapar.

Verheugen’inki de o hesap.

Vaktiyle, AB adayı Türkiye ile üyesi Yunanistan arasındaki çatlağı tutuyordu. Dağ dağa değmedi... Ya da çatlayan testi yama tutmadı. Ortasından ikiye ayrıldı.

Kıbrıs’ın suyu çıkınca efendinin gözü, Türkiye’nin içine döndü.

Döner dönmez de, Hükümetle MGK arasındaki çatlağı gördü.

Görür görmez tut, dedi.

Öncekinde pek bir başarılı tutmuş ki, sonrasında da görev aldı.

Aman ne güzel !..

Aman öyle görsünler ve bilsinler !..

Aman Türkiye toplumunun mucizeleri kötüsünde ürettiğini bilmesinler.

Çünkü o an, içine dışına yüz yıl yetecek şamar vaktidir.

Kuşkusu olan öncesine baksın.

Verhaugen’e... Oostlander’e... Bilmem kime değil.

Elbette bir de kendi bilinçaltına.

Orada bir şey bulamazsa, 1 Mart “Tezkeresine...” Yine bir şey bulamazsa en son Irak haberleriyle... Son Kıbrıs hatırasına...

O da bir şey demiyorsa, çimdiği kendine atsın.

 

Kayıkçı Kavgası

 

İkisi de tencere kapak.

Bir taraf, (Doğan Gurubu,) namus, erdem, onur diyor.

Bir taraf, (Bigin’i, Ciner’i Çukurova Gurubu,) medya kavgası.

Ama işin aslı başka.

Birinin arkasından, İş Bankası ortaklık ve kredileriyle CHP sırıtıyor... Diğerinin arkasından BDDK ve TMSF’nun elini tutan AKP.

Kıran kırana kavga, halkın hakkı diye sürdürülüyor.

Neymiş efendim ;

Bankaları batırmışlar, refah içinde yaşıyorlarmış !..

Neymiş efendim ;

Dürüst vergi verenler kendini enayi sayıyormuş !..

İyi de, banka batıranı refah içinde yaşatan kim ?

Hükümet.

Kendini enayi gibi hissedene, Petrol Ofisinin peşkeş çekilmesini sağlayan kim ?

Atatürk hisseleriyle İş Bankası yönetiminde etkin CHP.

İlânlı manşetli... Tartışmalı belgeli kopan cayırtıya bakıp bakıp ah vah eden şavalaklar kim ?

Biiiz !..

Oysa bunun iktidar kavgası olduğunu bilip de söylemeyen kim ?

İşin içyüzünü çek iyi bilen bülbüller.

Ekmekleri has ve çok pahalı olduğundan, arada sırada dut yemeleri doğal değil mi ?

 

 
sayfa başına dön