|
Ç i m d i k
İmamlar ve Kayyımlar
İstanbul’un
Şaban Yılsız’ı gerçek bir sendikacıydı.
Kendisi
için ayağına gelen fırsatlarda dahi, bir şey istemeden, sınıfı
için herşeyi isteyen bir sendikacı ama.
Besbelli
Nizip’in Şaban Yıldız’ı da gerçek bir imam.
Dinibütün
bir Müslüman... Ve öyle olduğu için de, besbelli “Asr-ı
Saadet“in “Eshab-ı Kiramı” kadar Cumhuriyetçi.
Ne
var ki, kayyımlarla başı dertte.
Örneği
SP’li Yasin Hatiboğlu ile kapışması.
Biri
imam...
Namazında
niyâzında.
Biri
kayyım, camiden de cemaatten de gözetim hakkı isteyen.
Biri
din görevlisi.
Öteki
mal ödevlisi.
Yolları
bir gibi görünse de, “maksûdları” ayrı...
İmam
halkı için aş ve iş istiyor.
Kayyım
partisi için oy.
Biri
her zaman âsude bir Cennet hayalinde.
Diğeri
dünya nimetinin peşinde.
İmamla
o tür kayyım uyum içinde olabilir mi ?
Eninde
sonunda ya imânda çatışacak, ya mekânda.
Bazen
de Nizip’teki gibi hem imânda, hem mekânda.
Kimin
kime nasıl çimdik attığına da siz karar verin.
Hamle
Bilirsiniz.
Satranç
zor bir oyundur.
Hamle
de onun deyimlerinden biri.
Ne
var ki, strateji bilmeyene oyunun her türü haram.
Hatta
dama bile.
Geçtiğimiz
hafta pek bir revnaklıydı.
Ama
satranç açısından değil... Biz ucundan kıyısından şöyle bir
anlatalım da, siz dama der misiniz görelim.
23
Nisan “resepsiyonu,” başıbozuk paşalarımızın
en bir paşası, Meclis Başkanımız Bülent Arınç’ı,
topa tuttu...
Güllelerin
pek çoğunun ay sonu MGK’sında Hükümetin başına düşme olasılığı
belirdi ya !..
Borcu
olan... Borcunu ödemeyen... Hükümet yakınlığı ya da Hükümete
yakınlığı hakça yönetim âdilliğine değil... Özel avantaya dönüştürme
heveslisi bir nice yalak varsa, anında MGK sekreteri Tuncer Kılıç
paşaya hamle eyledi.
Hayret
ki, hayret.
Bildiğimiz
cici beylerle, nâzenin hanımların kulakları ülkesinin sesine sağır...
Değerlerine kör... Ama her zaman ve zeminde el ziline çengi...
Yaban davuluna köçektir. Genelde AB dolandırıcılarıyla ABD
haramilerinin kendilerininkine yutturamadıkları bir nice mavalı
bizim kurum, kuruluş ve insanlarımıza ilâç niyetine vermesini alkışlarlar...
Değil
mi ?
Meğer
değilmiş.
Hükümet
Tuncer Paşanın yurtdışındaki kurum, kuruluş ve canbazı yobazı
insanlarımızla konuşmasının kriptosunu sızdırdı ya !..
Aman
ne kadar ilgiliymişler.
Bülent
Arınç’ı... Hükümeti... AKP’ni... Hatta “Milli Görüş”ü
topun ağzından aldılar... Asker paşasını dikiverdiler.
Elhak
!..
30
Nisan akşamına kadar bir yandan, aman dananın kuyruğu kopmasın türküleri
söylerken. Bir yandan paşalarına estiler gürlediler.
Sonra
!..
MGK
Tuncer Paşanın askerce söylediğini, diplomatça birinci madde ilân
ediverdi.
Cici
beylerimizle nâzenin hanımlarımızda şafak attı !..
El
ve ağız birliğiyle başıbozuk paşası Bülent Arınç’ı topun
ağzına dikmeye seyirttiler.
Satranca
oturup, dama oynayana çimdik vız gelir.
Adamlar
çok bilmiş !..
Satranç
tahtasının bir yüzü dama... Piyonlar da taş, diyor.
Sen
oyna, deyip geçmeli mi ?
Ayıncaya
çimdiklemeli mi ?
Aymıyor
ki !..
Ötesini
siz sürdürün.
Verheugen’e Bravo !..
Öğrendik...
Bir
yaşımıza daha girdik.
Demek
ki, “bahtı kara memur,” salt bizde değilmiş.
Hayâlimiz
düşümüz AB’nin memurları da, bizimkilerin aynı.
Kapıkulu,
her yerde kapıkulu.
Efendisi
tut deyince tutuyor. Yut deyince yutuyor.
Lâfımız
üstat Verheugen üzre...
Daha
üstünden ay geçmedi.
Mübarek
Hacıyatmazı geçti.
Bir
anımsayın !..
Bu
zât-ı muhterem, iki yıl boyunca bize kök söktürmedi.. Kıbrıs
da Kıbrıs diye yırtınmadı...16 Nisanda bozguna uğramadı...23
Nisanda hayret ve dehşete düşmedi mi ?
Bu
kez de, Hollandalı Oosterlander efendisi kıskıslamış olmalı.
Anında
Kemalizm ve MGK diye tutturdu.
Bizim
bütün akıldânelerimizin, vakti zamanında balta kesmez
Kemalistken, Kemalist cunta sopasıyla demokrat kesilip... Yobaz cüppesiyle
namaza zorlanınca, can havliyle Kemalist cunta gölgesine sığınmalarını
biz anlayamıyoruz. O dörtlü Komuta Konseyi armağanı demokrat
Almanya’nın ABD katkısıyla refaha ermiş çocuğu.
Nasıl
anlasın ?
Hem
kapıkulunun görevi anlamak değil.
Dörtlü
Komuta Konseyi. Ya da AB büyüğü efendileri ne derse onu yapamasa
da aktarmak.
Bilirsiniz,
insanlar kan revan içinde ölüm-dirim savaşı verirken, diplomatlar
kokteyl kadehleriyle espri yarışı yapar.
Verheugen’inki
de o hesap.
Vaktiyle,
AB adayı Türkiye ile üyesi Yunanistan arasındaki çatlağı
tutuyordu. Dağ dağa değmedi... Ya da çatlayan testi yama tutmadı.
Ortasından ikiye ayrıldı.
Kıbrıs’ın
suyu çıkınca efendinin gözü, Türkiye’nin içine döndü.
Döner
dönmez de, Hükümetle MGK arasındaki çatlağı gördü.
Görür
görmez tut, dedi.
Öncekinde
pek bir başarılı tutmuş ki, sonrasında da görev aldı.
Aman
ne güzel !..
Aman
öyle görsünler ve bilsinler !..
Aman
Türkiye toplumunun mucizeleri kötüsünde ürettiğini bilmesinler.
Çünkü
o an, içine dışına yüz yıl yetecek şamar vaktidir.
Kuşkusu
olan öncesine baksın.
Verhaugen’e...
Oostlander’e... Bilmem kime değil.
Elbette
bir de kendi bilinçaltına.
Orada
bir şey bulamazsa, 1 Mart “Tezkeresine...” Yine bir şey
bulamazsa en son Irak haberleriyle... Son Kıbrıs hatırasına...
O
da bir şey demiyorsa, çimdiği kendine atsın.
Kayıkçı Kavgası
İkisi
de tencere kapak.
Bir
taraf, (Doğan Gurubu,) namus, erdem, onur diyor.
Bir
taraf, (Bigin’i, Ciner’i Çukurova Gurubu,) medya kavgası.
Ama
işin aslı başka.
Birinin
arkasından, İş Bankası ortaklık ve kredileriyle CHP sırıtıyor...
Diğerinin arkasından BDDK ve TMSF’nun elini tutan AKP.
Kıran
kırana kavga, halkın hakkı diye sürdürülüyor.
Neymiş
efendim ;
Bankaları
batırmışlar, refah içinde yaşıyorlarmış !..
Neymiş
efendim ;
Dürüst
vergi verenler kendini enayi sayıyormuş !..
İyi
de, banka batıranı refah içinde yaşatan kim ?
Hükümet.
Kendini
enayi gibi hissedene, Petrol Ofisinin peşkeş çekilmesini sağlayan
kim ?
Atatürk
hisseleriyle İş Bankası yönetiminde etkin CHP.
İlânlı
manşetli... Tartışmalı belgeli kopan cayırtıya bakıp bakıp ah
vah eden şavalaklar kim ?
Biiiz
!..
Oysa
bunun iktidar kavgası olduğunu bilip de söylemeyen kim ?
İşin
içyüzünü çek iyi bilen bülbüller.
Ekmekleri
has ve çok pahalı olduğundan, arada sırada dut yemeleri doğal değil
mi ?
|