Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 


“bükemedİğİn elİ öpeceksİn” SÖZÜ
NE KADAR DOĞRUYMUŞ DA BİLMİYOR MUŞUZ

Dr. Ergun GÖKNEL 

Yılların deneyimiyle dilimize yerleşmiş deyimlerin doğruluğunu olaylar kanıtlar. Bu günlerde bunlardan bir tanesi üst üste iki büyük olay ile kanıtlandı!...

Önce AKP en fazla oyu alarak, 3 Kasım 2002 milletvekili seçimlerinden galip çıktı. Çeşitli video kasetleri iletişim kanallarında dolaşan AKP Genel Başkanı umulmadık şekilde, daha milletvekili dahi seçilmeden, Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetir hale geldi. Hele, seçim yasasının çarpık kuralları gereği, TBMM’de neredeyse hiç zorlanmadan Anayasa değişikliği yapabilecek çoğunluk elde edilince manzara birdenbire değişti.

Güçlü bir Formula 1 yarışçısı gibi, pek çok yazar ve yorumcu 180 derecelik virajlar almaya başladı. Özellikle bir köşe yazarımız ve televizyon haber yöneticimiz var ki, viraj almada ön sırayı kimseye kaptırmadı. AKP Genel Başkanı’nın suç teşkil edebilecek veya en azından Türkiye Cumhuriyeti ilkelerine aykırı söylevlerini ilk yayınlayan televizyoncu olma şerefini taşıdığını söylerken, AKP’nin seçim zaferinden sonra söylemleri aniden değişti. Henüz milletvekili olamamasına karşın, ülkemizin AB üyeliğine girebilmesi için yapılacak görüşmelerin en kısa sürede başlaması gayretleri içinde, büyük bir hızla AB başkentlerini dolaşan AKP Genel Başkanı ile teke tek yaptığı söyleşide Genel Başkanın sağlığına dikkat etmesi konusunda çok duyarlıydı.

Bu örnek çok göze çarpıcı olduğu için burada özellikle değindim. Onlarca benzerini daha sıralayabiliriz. Devlet kademelerinde kamuoyuna aksetmeyen yüzlerce olayın da her gün pek çok kişi tarafından gözlemlendiğinden eminim. Bu tip olaylar, 1994 yılındaki yerel yönetim seçimlerinden sonra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ’de o kadar çok görüldü ki neredeyse kanıksama geldi.

Güce karşı gelinemeyeceğini bahane ederek, viraj alma manevralarına girişilmesini bu günlerde Irak işgali dolayısıyla yeniden bol miktarda görmekteyiz. Yazar ve yorumcuları bir yana bırakalım, yazdıklarına ve söylediklerine çok güvendiğimiz bilim adamları bile aynı dönüşü yapmaktadırlar.

Güçlünün yanında olma tutkusu insanın zayıf taraflarından bir tanesidir. Gene de tarihte doğru bildiklerini söylemekten vaz geçmeyen, ve bu yolda hayatını dahi kaybeden pek çok kişiye rastlanmaktadır. Bu kişilerden en saygıdeğeri, dünyanın  döndüğü düşüncesinden vaz geçmediği için işkence edilerek öldürülen Galillei’dir.

Galip gelenin, kaba güç ile kendini haklı göstermeye çalışanın yanında olmak, onun düşüncelerini ve eylemlerini desteklemek çok kolaydır. İnsanlar öncelikle kendi çıkarlarını düşünürlerse doğruya değil güce taparlar. Toplumun ve insanlığın çıkarı ise güçlünün değil doğrunun yanında olmaktır.

Uzun vadede haklının ve doğrunun galip geldiği insanlık tarihinde defalarca kanıtlanmıştır. Gene de güçlünün galibiyeti her zaman alkışlanır. Haklı olsa da olmasa da.

Bugün birkaç Iraklı, işgalci Amerikan askerinin elini öpüyorsa, bilinmeli ki yarın özgürlüğün haklılığı öncelik kazanacaktır. Ve eli öpülen güçlüler (!) Irak’ı terk edeceklerdir.

Güçlü Saddam’ a boyun eğenler, onun bir dediğini iki etmeyenler, bugün yeni güç odağının çevresindedir. Her iki gücün de geçici olduğunu bilenler Irak dışında ve içinde haklılık ve doğruluk için savaşacaklardır. Bu savaşın adı da kurtuluş savaşıdır.

Güç her zaman toplumun elindedir. Çeşitli zamanlarda yanılgıya düşen ve yanıltılan toplumlar olmuştur. Fakat toplumların uzun vadede en sağlıklı düşüncelerle doğru sonuca vardıkları da değişmez bir gerçektir.

Bugün, gücün yanında yer almanın diğer adı da “gerçekçilik” olmuştur. “Ülkenin çıkarları gereği gerçekçi bir politika izlenmelidir” söylemi ile hak ve hukuk dışı eylemleri desteklemek ve bu eylemlerin yalnızca destekçisi değil, aynı zamanda bir parçası olmanın uzun vadede ülkenin ne kadar zararına olacağını görmek gerçek devlet adamlığıdır.

İlginçtir ki, akıllı ve bilgili olduğuna inandıklarımızın büyük bir kısmı, dikta rejimleri ile işgalci rejimler arasında bir tercih yapma gereğini duymaktadır. Sonra da işgalci güçleri ehveni şer görerek, ve de diktatörlük ile yönetilen ülkeye demokrasinin işgal yoluyla getirileceğine inanmaktadırlar. Veya kendilerini inanmış görünmeye zorlamaktadırlar.

Gerçek odur ki; hukuk dışı ve hiçbir doğru gerekçeye dayanmayan savaş sonundaki işgal, ne olursa olsun haklı görülemez ve desteklenemez. Irak’ın işgalinden sonra, şimdilerde Suriye’nin de ABD tarafından işgali konuşulmaktadır. Bu dehşet hareketini ülkemiz insanına kabul ettirebilmek için yazarlarımızın bir kaçı, Suriye’nin terörist PKK’yı desteklediğini tüm takvimi vererek yazmaktadırlar. Tabii ki Suriye’nin bu hareketi kınanacak bir durumdur. Ve Türkiye’nin baskısı ile terörist PKK’nın desteklenmesine son verilmiştir.

Ancak, ne Irak’ın Saddam diktatoryası altında olması, ne de Suriye’nin demokrasi dışı bir şekilde yönetilmesi ve daha birkaç yıl öncesine kadar PKK’yı desteklemiş olması, ABD’nin  bu iki ülkeyi işgalini ve petrol kaynaklarını kendi çıkarlarına göre yeniden organize edinceye uzun süre bu ülkede kalmasını haklı gösteremez.

Günümüz dünyasında, insanları, kadın ve çocuk gözetmeden öldürerek, sakat bırakarak; kentleri yakıp yıkarak, insanlık tarihinin binlerce yıllık eserlerini yağmalayarak; hastahanelerdeki yaralıları ilaçsız, susuz ölüme teslim ederek, güçlü olunamaz. Belki güçlü olduğunuz konusunda insanları ve hatta tüm dünyayı yanıltabilirsiniz. Fakat sonunda gerçekler meydana çıkar. Doğru kazanır.

Gerçeklerin tavizsiz olarak arkasında durmak zahmetli bir iştir. Büyük zorluklarla ve sıkıntılarla karşılaşmanız gerekebilir. Bu zorlukları ve sıkıntıları aşarak, doğrunun kazandığını gördüğünüzde alacağınız ödül de o kadar büyüktür ki her türlü zahmete değer.

 

 
sayfa başına dön