Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

 

TİKSİNTİ

Mümtaz SOYSAL

ANAYASA MAHKEMESİ'nin orta yaşlı üyelerinden biri, hem de oylamalarda hep kamu çıkarına ve kamu varlığına somut olarak sahip çıkmaktan yana olmuş bir üye, geçenlerde şunu söylemekteydi: ''Şimdiye kadarki hukuk yaşamımda şu dikkatimi çekti ki, bizim halk, bu çeşit çıkar ve varlık sorunlarından önce, ister kişisel, ister ulusal boyutta olsun, her şeyden daha çok onur konusuna önem veriyor. İnsanlarımızı en fazla yaralayan, bireysel ve hele ulusal onurlarının örselenmesidir; buna her şeyden çok üzülüyorlar.''

 

Onuruna böylesine önem veren bir halkın son günlerde Amerikan devlet adamlarının dangalakça ettikleri sözlere aldırış etmek durumunda bırakılmasını anlamak zor. Bunlar böylesine önemsenmeye ve üzerinde saatlerce konuşulup sayfalarca yazı yazmaya değer mi acaba?

 

Neler neler söylemediler ki... Kimi, Wolfowitz gibi, önce ''Irak için bizimle birlikte davranmadığınız için af dileyin'' dedi. Buranın ''demokratik'' bir ülke olduğunu, şöyle ya da böyle, sonuçta uyduruk savaşı istemeyen halkın eğilimine uyulduğunu unutarak. Üstelik, bir yandan ''demokratik olun'' derken bir yandan da ''halkınızın istemediğini yapmadığınız için bizden özür dileyin'' deyişteki aptalca çelişkiyi sezemeyerek. Aynı kişi, geçen gün, ''Bundan sonra ya bizimle olacaksınız, ya da yalnız kalıp başınızın çaresine bakacaksınız'' demeye getirdi. Bizim medyadaki koca adamlar da, bunca yıllık ünlerinden utanmadan, onun borazancılığını yapıp ''Aman, yalnız kalmayalım; yoksa yanarız'' dediler.

Kimi Ankara'da elçilik de yapmış bir Grossman gibi, ''Hatamız, Türkiye'nin kendisini önemli görmesine yol açmamızdır'' sözüyle, aklınca diplomatvari bir hakarette bulunduğunu sandı.

Dün de, sözde ''Türk dostu'' Perle, İstanbul'da yiyip içtikten sonra, ''Suriye ve İran'la politikalarınızda bize sormadan davranırsanız ilişkiler düzelmez'' dedi.

 

Bu sözlere gülüp geçmek gerekirdi. Gelgelelim, kişilerin hepsi ''Başkan'ın adamları'' dır. Başkan da, dünyanın en akıllı adamı olmamakla birlikte, dünyanın en güçlü ülkesinin başında. Söylenenlere önem hep bundan kaynaklanıyor.

 

Ama, şöyle bir düşünürseniz, onur kırıcı sayılabilecek bu sözlere üzülmek yerine sevinmek gerekir: ''Stratejik ortak'' sandığımız bir devletin kimler tarafından yönetildiğini ve onların bu ülkeyi ne sandıklarını açıkça görmüş olduk. Artık eski ilişkinin aynen sürmesi olanağı var mı? Ya da sürdürülmesi için bizim çaba harcamamız gerekir mi?

Eskiden ''Ey Türk, titre ve kendine dön!'' diyenler vardı. Şimdi, ikrah getirten her ilişkinin sona erişinde olduğu gibi, ''Tiksin ve kendine dön!'' demek gerekiyor. Türkiye, en güçlü de olsalar başkalarına yamanmakla değil, sorunlarını kendi çözüp cumhuriyeti yücelten devrimci bir ulusal kalkınma seferberliğiyle kurtulacaktır. Böylece biline.

           

 
sayfa başına dön