ANAYASA MAHKEMESİ'nin orta yaşlı
üyelerinden biri, hem de oylamalarda hep kamu çıkarına ve kamu
varlığına somut olarak sahip çıkmaktan yana olmuş bir üye, geçenlerde
şunu söylemekteydi: ''Şimdiye kadarki hukuk yaşamımda şu
dikkatimi çekti ki, bizim halk, bu çeşit çıkar ve varlık
sorunlarından önce, ister kişisel, ister ulusal boyutta olsun,
her şeyden daha çok onur konusuna önem veriyor. İnsanlarımızı
en fazla yaralayan, bireysel ve hele ulusal onurlarının örselenmesidir;
buna her şeyden çok üzülüyorlar.''
Onuruna böylesine önem veren bir
halkın son günlerde Amerikan devlet adamlarının dangalakça
ettikleri sözlere aldırış etmek durumunda bırakılmasını
anlamak zor. Bunlar böylesine önemsenmeye ve üzerinde saatlerce
konuşulup sayfalarca yazı yazmaya değer mi acaba?
Neler neler söylemediler ki...
Kimi, Wolfowitz gibi, önce ''Irak için bizimle birlikte
davranmadığınız için af dileyin'' dedi. Buranın ''demokratik''
bir ülke olduğunu, şöyle ya da böyle, sonuçta uyduruk savaşı
istemeyen halkın eğilimine uyulduğunu unutarak. Üstelik, bir
yandan ''demokratik olun'' derken bir yandan da ''halkınızın
istemediğini yapmadığınız için bizden özür dileyin''
deyişteki aptalca çelişkiyi sezemeyerek. Aynı kişi, geçen gün,
''Bundan sonra ya bizimle olacaksınız, ya da yalnız kalıp başınızın
çaresine bakacaksınız'' demeye getirdi. Bizim medyadaki koca
adamlar da, bunca yıllık ünlerinden utanmadan, onun borazancılığını
yapıp ''Aman, yalnız kalmayalım; yoksa yanarız'' dediler.
Kimi Ankara'da elçilik de yapmış
bir Grossman gibi, ''Hatamız, Türkiye'nin kendisini önemli görmesine
yol açmamızdır'' sözüyle, aklınca diplomatvari bir
hakarette bulunduğunu sandı.
Dün de, sözde ''Türk dostu'' Perle,
İstanbul'da yiyip içtikten sonra, ''Suriye ve İran'la
politikalarınızda bize sormadan davranırsanız ilişkiler düzelmez''
dedi.
Bu sözlere gülüp geçmek
gerekirdi. Gelgelelim, kişilerin hepsi ''Başkan'ın adamları''
dır. Başkan da, dünyanın en akıllı adamı olmamakla birlikte,
dünyanın en güçlü ülkesinin başında. Söylenenlere önem hep
bundan kaynaklanıyor.
Ama, şöyle bir düşünürseniz,
onur kırıcı sayılabilecek bu sözlere üzülmek yerine sevinmek
gerekir: ''Stratejik ortak'' sandığımız bir devletin
kimler tarafından yönetildiğini ve onların bu ülkeyi ne sandıklarını
açıkça görmüş olduk. Artık eski ilişkinin aynen sürmesi
olanağı var mı? Ya da sürdürülmesi için bizim çaba harcamamız
gerekir mi?
Eskiden ''Ey Türk, titre ve kendine dön!'' diyenler
vardı. Şimdi, ikrah getirten her ilişkinin sona erişinde olduğu
gibi, ''Tiksin ve kendine dön!'' demek gerekiyor. Türkiye,
en güçlü de olsalar başkalarına yamanmakla değil, sorunlarını
kendi çözüp cumhuriyeti yücelten devrimci bir ulusal kalkınma
seferberliğiyle kurtulacaktır. Böylece biline.