|
|
Günümüzde
Sömürgeciliğin Ekonomi Politiği Üzerine Bir Not - I
Ergin YILDIZOĞLU
ABD'nin
Irak'ı işgali, klasik sömürgeci uygulamalarını anımsatıyor.
Bu saptama bir zorlama mı, yoksa günümüzde klasik sömürgeciliğin
bir seçenek olarak ortaya çıkmasının altında, yapısal
ekonomik ve politik basınçlar mı var? Var! Küresel mali genişlemenin
sona ermesiyle birlikte dünya ekonomisinde daha da ağırlaşan aşırı
üretim krizi ve deflasyonist ortam, gelişmiş ülkelerde ekonomi
politikalarını çıkmaza sokarken sömürgeciliği kaçış yolu
olarak gündeme getiriyor.
Kriz-mali
genişleme-deflasyon
Kapitalizmin
1970'lerde ortaya çıkan kriziyle, 1980'lerde hızlanan mali genişleme
(küreselleşme) arasında yakın bir ilişki var: Yavaşlayan
sermaye birikim sürecini desteklemek için kredi hacmi hızlanarak
genişledi, sanayide ve ticarette kâr oranları geriledikçe
sermaye giderek daha çok dolaşıma ve spekülasyona kaçtı. Bu
iki genişleme mali piyasalarda köpükleri kışkırttı, tüketimi
körükledi ve yeni kapasite yaratılmasını teşvik etti. Böylece
büyümeyi hızlandırdı.
Ancak,
bu sürecin sonunda, köpükler patlamaya ve ekonomiler yeniden yavaşlamaya
başlayınca da fazla kapasite/aşırı üretim sorunu, kendini çok
daha da artmış ve genelleşmiş olarak hissettirmeye başladı.
1980'lerde, çevre ekonomilerde mali sermayenin genişlemesini
desteklemek için uygulamaya sokulan IMF programları, kaynakların
mali sermayeye transferini hızlandırdı, ekonomik büyümeyi daha
da zorlaştırdı. Çevre ülkelerde de talebi kıstı. Bu etkenler
birleşince, 2000'den sonra dünya ekonomisinde durgunluk ve
deflasyon genelleşmeye başladı. Şimdi bu deflasyondan
kurtulabilmek için öncelikle, kârlılığın restorasyonuna engel
olan fazla kapasitenin eritilmesi gerekiyor?
Ancak,
fazla kapasitenin temizlenmesi; bazı şirketlerin tasfiyesi, bazı
sektörlerin hatta ekonomik bölgelerin tahribatı anlamına gelir.
Peki, bu tasfiye ve tahribat nerede ve nasıl gerçekleşecek?
Tahribatın
geçekleştiği yerlerde işsizlik, yoksullaşma artacak, toplumsal
sorunlar keskinleşecek, siyasi istikrar sarsılacak. Üstelik, çoğu
zaman bu tahribatın serbet bıraktığı talep ve yatırım
olanakları, başka bölgelerdeki sermaye gruplarını güçlendirecek.
Bu yüzden büyük devletler, ekonomilerini bu tahribattan korumaya
çalışacaklar. Bu sürecin devletlerarası çelişkileri keskinleştireceğini
bilmem söylemeye gerek var mı? Tam bu noktada sömürgecilik, seçeneklerden
biri olarak ortaya çıkmaya başlar. Bu kuramsal yaklaşıma somut
bir örnek olarak, dünya ekonomisinde üretimin yüzde 30'unu,
1995-2001 döneminde de global büyüme hızının yüzde 65'ini sağlayan
ABD'de ekonomi politikaları alanında oluşan çıkmaza kısaca
bakabiliriz.
ABD
ekonomisinin, en iyimser bir ifadeyle, kronik bir yavaş büyüme
trendine oturduğunu; büyümesini, geçen 10 yılda olduğu gibi dış
kaynaklarla finanse etmesinin artık giderek zorlaştığını daha
önce konuştuk. Düşük büyüme ve çifte açıklar (cari ve bütçe)
yabancı yatırımcıyı ABD ekonomisinden uzaklaştırmaya başladı.
Geçen hafta, Morgan Stanley ekonomistlerinden Rebecca McCaugrin 'in
aktardığına göre en son veriler şubat ayı itibarıyla ABD
tahvil ve hisse senetlerine yabancı talebin üç aydır sürekli düşmekte
olduğunu gösteriyormuş. Ocak ayında 40 milyar dolar olan net alımlar
şubat ayında 22 milyar dolar gibi zavallı bir düzeye düşmüş
(5/05). Prudentbear'ın analistlerinden Auerback 'ın işaret ettiği
gibi FED'in yabancı hesaplarındaki gelişmeler, özel yabancı yatırımcının
kaçtığını, bu sürecin doları zayıflatmaya devam ettiğini,
hazine tahvillerine yönelik yabancı talebin yalnızca yabancı
devletlerden geldiğini gösteriyordu. ABD Hazine Bakanlığı da
yabancı piyasalarda da yatırımcıların dolar varlıklarını
satma eğiliminin giderek güçlendiğini tespit ediyordu. (06/05)
FED Başkanı Alan Greenspan da, 30 Nisan'da çekirdek enflasyonun
çok düşük olduğunu, ''deflasyonist basınçların daha da güçleneceğini''
vurguladı.
ABD
ekonomisi deflasyon ve düşük büyümeyi nasıl aşacak? Özel
sektör yeni yatırım yapacak durumda değil. Kapasite fazlası
sorunu ve kâr oranları beklentileri buna izin vermiyor. Peki,
Merkez Bankası ve hükümetin, ekonomiyi canlandırmak için
Financial Times'ın önerdiği gibi, ''daha enflasyonist bir
politika izlemesi'' (24/04) ne kadar olanaklı?
Bunun
için bir araç, para poltikası: Ama faizler zaten çok düşük.
MB bankası Guvernörü Bernanke, otododox olmayan (neo-liberal
teoride bulunmayan) para politikasi izlemekten, 25 yıllık bono
faizlerini sabitlemekten söz ederken, monetizasyon (kamu borçlarını
ödemek yoluyla piyasaya para basmak) da bir olasılık olarak düşünülüyor.
Ancak bunların tahvil piyasaları, türev piyasaları, dolara olan
talep üzerindeki etkilerinin ne olacağı konusunda tam bir
belirsizlik, dolayısıyla isteksizlik söz konusu. Çünkü, ABD
tahvillerini ellerinde tutanlar, getirilerinin, devalüasyonu hızlanmış
bir dolarla ödenmesini kabul etmeyebilirler. ABD tahvillerinden kaçarlar..
yenilerini almazlar.. ya da yüksek faiz talep ederler, başka
paralara, Euro'ya geçiş hızlanır. ABD açısından hem dış
kaynak kurur hem doların düşüşü çöküşe dönüşmeye başlar,
''Japonya olmayalım'' derken bir tür ''Arjantin
senaryosu'' işlemeye başlar. Kısacası para politikası alanı
tıkanık. Ya mali politika: Bütçe açığı şu anda zaten
GSMH'nin yüzde 5.2'sine tırmanmış durumda, 2004'e kadar yüzde
7'ye çıkması bekleniyor. Gözlemciler, bu hükümetin, hiçbir hükümetin,
ekonomiyi canlandıracak büyüklükte bir açığı göz önüne
alamayacağını söylüyorlar. Zaten bu seçenekte de dolar devalüasyonunu
hızlandıran, faizleri yükselmeye zorlayan ve tahvil piyasalarını
olumsuz etkileyen bir yan var. Ekonomiyi canlandıracak, Bush yönetiminin
emperyal dış politikasını finanse edecek kaynağın oluşturulması
açısından para ve maliye politikaları tam anlamıyla bir çıkmaz
içinde.
Tabii,
ABD; dış politikasını değiştirir, tek yanlı değil,
Avrupa'yle birlikte hareket eden, yükü paylaşan ''multilateral''
bir dış politika izleyebilir. İsrail-Filistin sorununun çözümü
için İsrail'e açıktan baskı yapmaya başlar, Irak'ın yeniden
inşası sürecine Arap ülkelerini ortak eder. Uluslararası bir
ekonomik koordinasyonla küresel çapta yeni bir birikim modeli
arayabilir? Ancak bu, tarihsel olarak da bir hegemonya devriteslim sürecini
de işletmeye başlar. Bu yüzden bu fantezi asla gerçekleşemez.
Özellikle bugünkü yönetim iş başındayken.
ABD'de
ekonomik büyümeyi, askeri harcamaları finanse etmek ve
deflasyonla mücade edebilmek için bir başka seçenek daha var ve
o da doğrudan sömürgeciliğe açılıyor. Yerimiz kalmadı. Bu yüzden
bu hikâyenin en heyecanlı yerini, Çarşamba'ya bırakmak zorundayım.
|
|
|