Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

 

 

EMPERYALİZM VE ERMENİLER

Doç. Dr. Yıldız SERTEL

Avrupa'da Türklerin Ermenilere karşı "Soykırım" uyguladıkları iddiaları aldı yürüdü. Pek çok Avrupa Parlamentosu Türkleri suçladı. Bu "Soykırım"ı kabul etmek, AB'ye girmemizin bir koşulu haline bile geldi. Olaya sadece, böyle bir kıyım var mıydı, yok muydu gibi yanaşmak geçersiz ve gereksiz. Olaylara bilimsel ve tarafsız yaklaşmak yeterli. Ne var ki, Birinci Dünya Savaşında, Osmanlı Devleti Almanya'yla beraberdi, günün büyük devletleri (Düveli Muazzama) açısından bir düşmandı. Batı'da gazeteler de, tarih kitapları da olaylara tarafgir yanaştılar, "Türkler Ermenileri Kırdı" görüşü daha çocukluktan kafalarına yerleşti. Aynı zamanda, Mustafa Elekdağ'ın ve Onur Öymen'in, İngiliz Parlamentosu'na gönderdikleri raporda da belirttikleri gibi, "Ermeni sorununun çıkış sebepleri incelenirse, bunun "Şark Meselesi" çerçevesi içinde Düvel-i Muazzama tarafından Osmanlıya karşı bir baskı, kontrol ve çökertme unsuru olarak yaratıldığı" görülür. O tarihte hedefin imparatorluğu parçalamak, Sevr koşullarını gerçekleştirmeye yönelmek olduğunu unutmamak gerekir. Bugün ise, bir Ermeni devleti kurma vaatlerini yerine getirmemiş olmanın mahcubiyetini, bu ülkelerde Ermeni oylarının önemini ve Ermeni Lobilerin başarılı faaliyetlerini hesaba katmak gerekiyor. Aslında, sadece olayların istilaya uğramış bir İmparatorlukta ve de çok kanlı savaşların cereyan ettiği bir ortamda geliştiğini bilmek yeterlidir. İnsanlar savaş alanlarında ölürken soykırımdan söz etmek abestir.

ŞARK CEPHESİNDE NELER OLUYORDU?

1914'te başlayan Dünya Savaşında Osmanlı orduları üç cephede çarpışıyorlardı: Batı Cephesi, Çanakkale; Güney Cephesi ve Doğu Cephesi, Doğu Anadolu ve Kafkaslar. Bakın, Kafkas Cephesi diye adlandırılan bu cephedeki durumu, iki Amerikan bilim adamı , Stanford J. SHAW ve Ezel Kural SHAW nasıl anlatıyorlar:

"Enver Paşa, Savunma Bakanı olur olmaz, Erzurum'da yerleşmiş olan üçüncü orduyu güçlendirmeye yöneldi. Kuzey Doğu Anadolu'nun Van Gölü'nden Karadeniz'e kadar uzanan bölgesi onun komutasındaydı." Enver, Sultanın Ermeni tabalarının desteğini kazanmak için bir son gayret sarfetti. Ancak, Rusya'dan gelen ve yerli Ermeni önderleriyle Erzurum'da yapılan bir toplantı sonuç vermedi. Rusya Ermenilere bir bağımsız devlet vaat etmişti. Bu devlet sadece Kafkaslarda Rus egemenliğindeki toprakları değil aynı zamanda Doğu Anadolu'nun önemli bir bölümünü içeriyordu. Böylece, 1877'de bu bölgeyi Müslümanlardan temizlemek operasyonu yenilenmiş olacaktı. Oysa, bölge nüfusunun çoğunluğu Müslümandı. Erzurum toplantısından sonra, Osmanlı tâbiiyetindeki Ermeni önderlerden bir çoğu Rus askeri güçlerine katılmak üzere Kafkaslara geçtiler." (Weiker, "Revolution"- (Devrim) sa.11, S. ve E. Shaw , Osmanlı Toplumunun ve Modern Türkiye'nin Tarihi Cambridge U.P.-History of The Ottoman Empire and Modern Turkey, Cambridge, London New-York 1976)

S. ve E. Shaw, II. Nikola'nın, Ermenilerle işbirliği yapmak üzere Kafkaslara geldiğini ve Tiflis'teki Ermeni Ulusal Bürosu'ndan şu cevabı aldığını anlatıyorlar:

"Bütün ülkelerden Ermeniler, şanlı Rus ordusuna katılmak için acele ediyorlar. Rus silahlı kuvvetlerinin zaferine kanlarıyla katkıda bulunmaya hazır olduklarını açıklıyorlar, 'Rus bayrağının Çanakkale'de, Boğazda dalgalandığını görmek istiyoruz...' diyorlardı.

Ermeniler Çarın ordusuna sel gibi aktılar. 1 Kasım 1914'te taarruz başladı. Enver Paşa'nın karşı saldırıya geçen 3. Ordusu Ardahan ve Batum'a ilerleyerek Kafkaslardan gelen yolu kesmek istedi ve SARIKAMIŞ'ta durakladı. Burada Rus ve Osmanlı güçleri arasında şiddetli çarpışmalar oldu. Ocak ayında yer alan çatışmalarda, Osmanlı ordusu _ oranında zayiat verdi, dağıldı ve geriledi. Bundan sonra Rus ordusu Anadolu topraklarında ilerledi ve buna paralel olarak Ermeniler sultana karşı bir isyan başlattılar."

İşte bu konuda çok ciddi bir araştırma yapmış olan iki Amerikalı tarihçi, S. ve E. SHAW olayı böyle anlatıyorlar. SARIKAMIŞ'taki durumu, o vakit Kafkas Cephesinde bir subay olan ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR'den dinleyelim:

"Çar ordusu dağıldı. Fakat onun yerini her tarafta onun silahlarına konan, bazı döküntü Rusları da toplayan Ermeni birlikleri aldı. Bu birliklerin karşımızda yer almalarıyla beraber çarpışmalar, artık muharebe olmaktan çıktı. Devam eden hal artık bir savaş değildi. Harbin karşılıklı bütün kaideleri ortadan kalktı. Ermeni birlikleri bir taraftan cephede savaşmaya çalışırken, bir taraftan işgal ettikleri yerlerde kalan yerli sivil Türk halkı üstünde geniş bir imha işine girişmişlerdi. Hem düşmanı sürmek, hem de içeride kalanları bir an önce kurtarmak lazımdı. Aramızdaki savaş artık kör bir boğazlaşmaydı."

Ş. Süreyya, cephede pek çok donma hikayesi dinlediğini, her iki tarafta da donarak veya açlıktan ölenler olduğunu anlattıktan sonra, Erzurum bölgesindeki Ermeni isyanından canlı sahneler naklediyor:

"Ermeni ordusuna Daşnak komitacılar hakimdi. Bu komitaların büyük hırsı, sadece bir intikam ve imha savaşından ibaretti. Çılgın hesaplaşmanın bir türlü sonu gelmiyordu. Erzurum yolu üstündeki Cinis köyü karşısında Evreni köyünde kadın, erkek, çocuk bütün köylüler öldürülmekle kalmamıştı. Öldürülenlerin vücutları parçalanarak kollar, bacaklar, kafalar kasap dükkanındaki etler gibi, duvarlara, çivilere, çengellere asılmıştı." Ş. Süreyya bundan daha da kötü manzaralar naklediyor. Köylerde bütün hayvanlar da öldürülmüş. "Cinis'te bütün köy halkını ayakta bekliyor gördük. Aslında bunlar bir ölü kafilesi idi. Yol üstünde süngülendikten sonra donmuşlardı. Birbirine sokulan ve yapışan kadın, erkek, çocuk bu insanlar dayanılmaz bir soğuk altında kaskatı donmuşlar ve öylece kalmışlardı." Kendisi de donma tehlikesi geçiren bu Osmanlı subayı, Birinci Dünya Savaşındaki Türk- Ermeni boğuşmasının insanlık tarihinde unutulmasının daha iyi olacağını yazıyor. O dönemde Osmanlı toplumunda Ermenilerin çok iyi yaşadıklarını da sözlerine ekliyor.

(Ş. Süreyya Aydemir, "Suyu Arayan Adam, Remzi K.E. 1979 sa. 117-121)

Bu durumda Erzurum ve çevresinde, Kafkas cephesinde bir soykırımdan söz etmek olası değildir. Çünkü bütün bu bölge bir savaş alanıydı. Ölenler ya muharebede, ya donarak veya açlıktan ölüyorlardı. Üstüne üstlük, Osmanlı ordusu vatan müdafaasındaydı. Asıl suçlu işgal orduları ve köylüleri kesip biçmeye girişmiş Ermeni çeteleriydi.

TEHCİR (ZORUNLU GÖÇ)

Ermeni iddialarına göre, Türkler Kuzey Doğu Anadolu'da yüz binlerce Ermeni'yi göçmeye zorlamış, karlı, geçitsiz dağlarda yer alan bu göçler, bir Ermeni kıyımı biçimini almıştı. Bu konuda, ONUR ÖYMEN'in raporundan şu bilgiyi aktarmakta fayda var:

"Üçüncü Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa, 19 Haziran 1915 tarihinde Savunma Bakanlığına gönderdiği yazıda şöyle diyor: "Doğu'da Erzurum, Trabzon, Van, Bitlis, Elazığ, Diyar-ı Bekir ve Sivas illeri savaş alanıdır... Ermeniler çeteler halinde yollar kesip, halkı katlederek, depoları yağmalayarak gerçek yüzlerini gösterdiler... Bunun üzerine orduyu besleyecek bölgenin ve menzil sınırımızın geçtiği yerlerin, düşmanca emeller taşıyan bu unsurlarla dolmasını, ordunun yiyecek ihtiyacı ve güvenliği bakımından tehlikeli görüyorum. Ordu dış düşmana zorlukla karşı koyduğu bir sırada, yeni kuvvetlerinin bir kısmını iç düşmana ayırarak büyük bir tehlikeye maruz kalıyor. BU ARZ EDİLEN İLLERDEKİ ERMENİLERİN DE HALEP VE MUSUL BÖLGESİNE SEVK EDİLEREK İSKAN EDİLMESİNE VE VALİLERE BU KONUDA ORDU TARAFINDAN YAPILACAK TEBLİĞLERİN GECİKTİRİLMEMESİ İÇİN YARDIM EDİLMESİNİ ARZ EDERİM."

Durum açıktır, bu göç, ihanet içinde bulunan Ermeni yurttaşlara ve Kafkaslardan gelen Daşnak çetelerine çok pahalıya mal olmuştur. Ancak "Soykırımıyla" hiçbir ilgisi yoktur. 2 Haziran 1915'te alınan tehcir kararı sadece doğu bölgesine aittir ve savaş koşullarına dayandırılmıştır. Ş. Süreyya Aydemir'e göre o döneme ait güvenilir istatistikler yoktur, F. Belen'in "Kafkas cephesi" adlı kitabında belirttiğine göre, 1914'te Balkanlar ayrıldıktan sonra imparatorluğun toplam nüfusu en çok 22.000.000, Ermeni nüfus 1.115.000'tir. Doğu Bölgesinde 700.000'den fazla Ermeni yoktur. Bunların da hepsi göçe zorlanmamıştır. Ermenilerin SARIKAMIŞ Savaşı'nda ve tehcir yoluyla 1.5 milyon Ermeni'nin öldüğü iddiaları gerçeklere uygun değildir. Savaş koşullarından ötürü gerek Ermeniler, gerekse Türkler ağır zayiat vermişlerdir. Bütün Türk kayıpları 325.000 şehit, 350.000 yaralı, 250.000 esirdir. Ermenilerin kayıpları hakkında kesin rakam yoktur ancak 600.000'den fazla olması olası değildir. İmparatorlukta 1 milyonun üstündeki Ermeni nüfusun yarısına yakını İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde iyi koşullarda yaşamakta, ticaret ve zanaatkarlık yapmaktaydılar. Osmanlı Devletinin, bütün imparatorlukta Ermeni soyunu yok etmesiyle ilgili bir belge de bulunamamıştır. 27 Mayıs 1915'te yayınlanan TEHCİR YASASI'nda; savaştaki ordu ve kolordulara; yurt savunmasına, asayişin korunmasına aykırı hareket edenleri, silah kullananları yok etmek yetkisi verilmekte, "Ordu ve bağımsız kolordu kumandanları, askeriyenin güvenliği ile ilgili casusluk ve hıyanetlerini hissettikleri köyler ve kasabalar ahalisini münferiden veya toplu olarak DİĞER MAHALLERE SEVK VE İSKAN ETTİREBİLİRLER", denilmektedir. Bir Ermeni ayırımı dahi yapılmamıştır.

Öte yandan belgeler, Ermeni komitacıların, bölgeyi Türklerden temizleyip, bir Ermeni Devleti kurmak niyetlerini açıklıyor. Savaştan sonra toplanan PARİS BARIŞ KONFERASINDA, Ermeni Delegasyonu Başkanı Nubar Paşa, Ermenilerin İtilaf Devletleri saflarında çalışarak, kötü muamelelerle karşılaştıklarını, zafer dolayısıyla bağımsızlığı hak ettiklerini açıklamıştır.

Son yıllarda aralarında, Belçika, Rusya, İtalya, İsviçre ve Kanada'nın da bulunduğu 14 devlet parlamentosu ve Avrupa Parlamentosu "Ermeni Soykırımı" nı tanıdıkları ile ilgili kararlar aldılar. Türkiye hala Birinci Dünya Savaşında Büyük Avrupa Devletlerinin karşısında olmanın bedelini ödüyor. O tarihte olay dünya tarihine "Soy Kırımı" olarak yazıldı. Bu, bilimsel değil politik bir seçkiydi. Savaş sonunda, Türk halkı, (kendilerinden yana olan Ermeni isyancıları destekleyen) işgal kuvvetlerine karşı bir Kurtuluş Mücadelesi veriyordu. Tarihin yazılışı ile ilgilenecek hali yoktu. Bugün hala aynı emperyalist güçleri karşımızda buluyoruz. Mustafa Elekdağ, "Çok ciddi bir siyasi tehditle karşı karşıya" olduğumuzu belirtiyor. Bazı batı devletlerinin "Soy Kırımı" iddialarının arkasında, Türkiye'nin dış politikasını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek ve ödüller elde etmek yattığını belirtiyor.

Kuşkusuz Avrupa hükümetlerinin konuya yaklaşımı politik ve maksatlı. İmparatorluğun yıkılış günlerini bize tekrar yaşatmak istiyorlar. Bilimsel bir değerlendirmeye girişmeyi düşünmüyorlar bile. O günün savaş koşullarını, işgal güçlerinin suçlarını görmezlikten geliyorlar. Aynı bugün, ABD'nin Afganistan'da, Irak'ta, Vietnam'da, Fransızların Cezayir ve Vietnam'da işledikleri insanlık suçlarından hiç söz etmedikleri gibi.

Türkiye sadece Ermeni sorunu değil, İncirlik'ten, ABD'ye üs vermekten tutun, borç koşullarına, Kıbrıs'a, PKK'ya, Öcalan'ın tekrar yargılanmasına kadar her çeşit sorunda emperyalist devletlerin baskısı altında. Toprak bütünlüğümüz tehdit altında. Bizim Kurtuluş Savaşımız, bütün dünyada sömürülen ülkelere örnek oldu. Bugün pek çok az gelişmiş ülke bağımsızlığına kavuşmakla kalmadı, dünya ekonomisinde, politikasında ve stratejisinde önemli rol oynamaya başladı. Başta Çin ve Hindistan olmak üzere BANDUNG KONFERANSI'nın 50. Yıldönümünü kutlamak üzere 116 Asya ve Afrika ülkesi gene Endonezya'da toplandı. Emperyalizme, sömürüye karşı; ekonomik, politik, stratejik dayanışma kararları aldı. Dünya değişiyor, eski sömürgeler büyük güçler olarak ortaya çıkıyor. Emperyalizme karşı bir güç birliği oluşuyor. Emperyalist devletlerin baskısı altında ezilen, ulusal varlığı tehdit altında bulunan Türkiye'nin başını batıdan doğuya çevirmesi, gitgide güçlenen üçüncü dünya ülkeleri safına geçmesi zamanı gelmedi mi?

 

sayfa başına dön