Emekçilerin 
Kurtuluşu
Kendi
Eserleri
Olacaktır.

                 
K. MARKS

Ana Sayfa

Başvuru

Katkı

Arşiv

Linkler

E-Posta

 

 

PUEYRREDON KÖPRÜSÜNDEN ALMANYA’ YA

Güneş ÇELİKKOL

Salı günü, günümüz dünyasında pek de “sıradan” sayılamayacak bir duruşma vardı Buenos Aires yakınlarında bir banliyö semtinde. Adliye binasının önünde eylem de yapıldı. Sıradışı olan bunlar değil tabii: Yaşananların sunulma, medyalar tarafından “hikaye edilme” biçimi. Yoksa, yargılananlar muhalifler veya daha ender olarak devletin kolluk güçleri de olsa, ne duruşmalar “sıradan” sayılır, ne de Adalet saraylarının kapısında gerçekleşen eylemler.

Arjantin, 2001 yılı sonunda Marksist terminolojideki anlamıyla bir “devrimci süreç” yaşamıştı. Egemen sınıfın eskiden olduğu gibi yönetemediği ve kısacık bir zaman diliminde birkaç devlet başkanının gelip gittiği; mahallelerin halk konseyleri, işyerlerinin ise çalışanlar meclisleri yönetimine geçtiği ve toplumda farklı/alternatif iktidar odaklarının şekillendiği bu dönem, toplumsal hareketlere duyarlı olacağını bildiren sol bir yönetimin, Nestor Kirchner hükûmetinin göreve gelmesiyle beraber sönümlendi...-ama kimi kazanımlar sağlamış olarak.

2001 yılı Aralık ayında patlayan ayaklanmayla devrilen de la Rua’nın yerine gelenlerden Duhalde’nin görev başında olduğu 2002 yılı kış aylarında (Türkiye’deki yaz ayları) farklı sol çevreler ve otonom organizasyonlara mensup binlerce yoksul ve işçi, alıkanlığı olduğu üzere başkent Buenos Aires’e çıkan yolları benzin dökerek ateşe vermek suretiyle eyleme geçmişlerdi. Alışkanlığı diyorum, çünkü yollara benzin boca ederek ateşe vermek, günün birinde ne yazık ki toptan kül olacağı endişesini taşıdığım Arjantin’de toplumsal hareketin doksanlı yılların ortasında geliştirdiği ve artık meşruluk kazanmış bir eylem biçimi. Toplumsal hareketin simgesine dönüşen ve yasallık, hattâ devlet yardımı almalarından dolayı resmilik kazanan piketero (barikatçı) topluluklarının ismi de bu alev barikatlarından geliyor.

Yolları kesen barikatçılar kent merkezine doğru ilerlemeye başlamışlardı ancak, başkan Duhalde ile bakanları, Buenos Aires’i bloke edecek yürüyüşün durdurulmasını, göstericilerin kent merkezine sokulmamasını istedi. Kendilerini alevden barikatlarla korumaya çalışan işçilerin taş ve bilye kullandığı çatışmada, Lanus-İşsiz İşçiler Hareketi (MTD-Lanus) üyesi Dario Santillan ile Guernica-İşsiz İşçiler Hareketi (MTD-Guernica) üyesi Maximiliano Kosteki, Pueyrredón köprüsü üzerinde polis tarafından vurularak öldürüldü. 33 eylemci yaralandı, 127 kişi gözaltına alındı. Mahkemede görülen davanın konusu da işte buydu.

Salı günü göstericiler değil onlara karşı hukuksuz bir şiddet uygulayan polisler çıktı yargıç karşısına. Adliye önündeki eyleme katılanlar ise yargılama kapsamının genişletilmesini talep ediyorlardı. Bu davayı izlemek üzere oluşturulan bağımsız bir komisyonun yanı sıra işçi çevrelerinin çağrısıyla adliye önünde toplananlar, dönemin devlet başkanı ve bugünün Mercosur’daki (Güney Amerika Birliği) Arjantin daimi temsilcisi Eduardo Duhalde’nin ve 2002 yılı Temmuz ayı itibariyla sahip oldukları sıfatlarla sayacak olursak Adalet bakanı Jorge Vanossi, güvenlik sekreteri Juan Jose Alvarez, hükûmet müsteşarı Alfredo Atanasol, Buenos Aires valisi Felipe Sola, Devlet İstihbarat Sekreteryası (Türkiye’deki MİT’in muadili olan SIDE) müsteşarı Carlos Soria ile onun yardımcısı Oscar Rodriguez’in de hapisle cezalandırılmasını talep ediyorlar. Üstelik bu hiç de öyle uçuk bir talep değil. Toplumsal bir talebi seslendirenlerin şiddetle bastırılmasına sebebiyet vermek suretiyle Demokrasiyi Koruma yasalarını ihlâl ettikleri öne sürülen bu isimlerin Pueyrredon Katliamı olarak
anılan olaydaki payı zaten daha şimdiden soruşturuluyor yasal merciler tarafından. Ölenlerin aileleriyle buluşan Kirchner’in SIDE gizli arşivlerindeki konuya dair kayıtların gün yüzüne çıkartılacağına söz verdiğini de ekleyelim yeri gelmişken. Bu kişilerin cezalandırılması belki mümkün olmayabilir. Ama yargılanmaları ve tüm kamuoyu önünde böylesine ağır bir ithamla suçlanmaları dahi önemli değil mi?

Bu, siyasal özgürlükleri ˜bizlerden” ayrı bir iplikten dokunmuşluğu varsayılan o imrenilesi “muassır” medeniyetler dünyasının mülkü sayanların; milyonların katledildiği toplama kampları ve gaz odalarını tarihin ana akış hattı dışında kalan ufak istisnalara indirgeyen liberal demokratlarımızın görmezden geleceği bir gelişme olacaktır herhalde...-tıpkı diğer pekçok benzeri gibi. Liberal demokratlar gibi, siyasal özgürlüklerin Batı tarafından ˜bize” dayatıldığına inanan ancak bu “dayatma” karşısında farklı bir tavır alan, Türkiye’nin ABD büyükelçiğinden emekli ulusalcıları ise hiç mi hiç ilgilendirmeyecektir.

Oysa ki Pueyrredón köprüsü davası, demokrasi karneleri ile sınıflar mücadeleleri arasındaki ilişkiyi tüm yönleriyle gösteren, hayli anlamlı bir örnek:

Tıpkı, adliye önündeki eylemin öncesindeki gece, Arjantinli Anarşistlerin, Almanya’daki politik tutsaklara enternasyonalist bir dayanışma mesajı göndermek amacıyla, kısıtlı bir demokrasiyle yönetilen AB ülkesinin Buenos Aires büyükelçiliğini ablukaya almaları gibi.

Bianet’ten Alınmıştır